Memeler Neden Sarkar? Meme Sarkmasının Evrimi

MEMELER NEDEN SARKAR?
MEME SARKMASININ EVRİMİ

Necdet Ersöz
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi
Evrimsel Tıp Topluluğu

Meme sarkması, meme düşüklüğü ya da tıbbî ismiyle meme pitozu, özellikle kadınlarda birtakım etkenlere ve yaşlanmaya bağlı olarak gelişen bir süreçtir. Türkiye’de halk arasında sıklıkla “göğüs sarkması” olarak bilinse de ilgili durumun doğru tanımlanması için meme ve göğüs arasındaki anatomik farklılığa da bu yazıda yer vermek uygun olacaktır. “Göğüs” kavramı, insan anatomisinde boyun ve karın kısımlarının arasında kalan geniş bölge için kullanılır. “Meme” ise, ön göğüs (toraks) duvarında tipik olarak yağ ve bez dokulardan oluşan belirgin yapılardır. Pitoz durumunda belirgin olarak sarkan yapılar memeler olduğu için “göğüs sarkması” kullanımı, ilgili durumu anlatmak adına çok da doğru bir kullanım olmayacaktır.

Olgun dişi insan memesi.

Olgun dişi insan memeleri.

Meme, tipik olarak bir meme ucu (nipple, papilla mammaria), meme ucu çevresi (areola), içte süt bezleri ve yağ lobüllerinden (adipoz doku) oluşur. Memenin yapısal bütünlüğünün korunması için ayrıca “Cooper ligamenti” adı verilen bir konnektif doku elemanı da memenin normal anatomik pozisyonda kalmasına yardımcı olur. Emzirme döneminde olmayan bir bireyde meme büyüklüğünü belirleyen en önemli etken, memenin yağ hacmidir. Erkeklerde olgun dönemde bedensel yağ oranı kadınlara göre genellikle daha az olduğu için memeler daha küçüktür. Hormonal değişim ve kadınlarda artan yağ oranıyla birlikte memeler şişer ve hacim kazanır.

Bu yazıda, meme sarkmasının tarihsel süreci değerlendirilerek sarkmaya neden olan çevresel koşullar ekseninde ortaya çıkan evrimsel uyumsuzluğa (maladaptation, mismatch), evrimsel düşünüşten uzak klâsik tıbbî bakışın eksikliklerine, nedeni kavramadaki hatalarına ve evrimsel tıbbın meme sarkmasına karşı önerdiği temel yaşam stiline vurgu yapacağız. Bu amaçla makalemizde daha çok yaşlanma ve yaşam stili kavramlarının üzerinde duracağız.

Olgun erkek memeleri

Meme sarkmasının geçmişi, temel yönlendiriciler ve evrimsel bakış

Modern dönem insanları olan bizlerin evrimsel geçmişi, yüz binler; hatta milyonlarca yıl öncesine dek gitmektedir. Atalarımızın evrimleştiği ilkin koşullarda neredeyse hiçbirimiz artık yaşamıyoruz. İnsanlar, uygarlık meydana getirme süreçlerinde çevresel koşulların etkisiyle hastalık ve sağlık durumlarına etki edebilecek pek çok faktörle karşılaştılar. Bugün, evrimsel olarak uyumlu olduğumuz yaşam koşullarından uzak bir yaşam sürsek de evrim ve doğal seçilim süreci hâlâ işlemektedir. Bunun etkilerini ve ortaya çıkardığı maladaptif durumları yaşamımız boyunca karşılaştığımız pek çok hastalık ve problemle deneyimlemekteyiz. Bizler, evrimimiz boyunca birtakım avantajlar edinirken bu süreçte pek çok dezavantajla da karşılaştık. Yerleşik hayat, ateş kullanımı, besin bulma ve tiplerindeki değişiklikler, toplu hâlde yaşam, sosyalleşme, iletişimin güçlenmesi ve teknolojik gelişimler bizlere daha rahat bir yaşam sağlarken, beraberinde pek çok olumsuzluk da getirdi ve yaşam ortamımız bugün bütüncül değerlendirilmesi olanaksızlaşacak biçimde kompleks bir hâl aldı. Modern dönem hastalıkları olan kardiyovasküler hastalıklar, obezite, diyabet, hipertansiyon ve daha pek çok hastalık ya da problem, bu açıdan bakıldığında evrimsel süreçte meydana gelen uyumsuzlukların (evolutionary mismatch) birer neticesidir. Bu yaklaşım, aynı zamanda evrimci tıbbın da odak noktalarından birini oluşturmaktadır. Modern ve Batılı anlamda yeni bir yaşam tarzı geleceğin insanını inşa ederken, oluşturduğu evrimsel uyumsuzluklarla pek çok hastalığın da nedeni oldu. Bununla birlikte, modern tıp, son birkaç yüzyılda devrim niteliğindeki buluşlarla ortalama insan ömrünü oldukça yukarı seviyelere çekti ve insanlara yaşlılıkta bile ağrısız ve huzurlu bir yaşam vaat etmeye başladı. Son birkaç nesilde insan popülasyonları katlanarak büyüdü. Bu açıdan modern tıbbın hedeflerinden biri olan uzun ve sağlıklı yaşamanın da aslında evrimsel sürecin bir ana yönlendiricisi olmadığını, özellikle üreme sonrası dönemde bulunan bir bireyin yaşamının oldukça uzun olmasının evrimsel prensiplerle uyuşmayan bir yaşam tarzını yansıttığını belirtmemiz gerekir; kaldı ki bu konuyu diğer birçok yazımızda işlemiştik. Yani, üreme sonrası dönemdeki metabolik/hücresel yıkım, evrimsel (biyolojik) ilkelere göre kaçınılmaz bir sondur ve doğal fenomenler çerçevesinde üreme sonrasında uzun ve sağlıklı yaşam, “anormal” bir eksende değerlendirilebilir. Bu anlatılanlar, oldukça basit bir olgu gibi duran; fakat arka planında önemli bir evrimsel geçmiş yatan meme sarkmasında da tarihsel süreci anlamamız için yardımcı olabilecektir. Nitekim yazımızın devamında bahsedeceğimiz ve temellendireceğimiz üzere meme sarkması, tipik bir modern dönem problemi olup yazımızın bu kısmında sözünü ettiğimiz şekilde, sıklıkla evrimsel uyumsuzluklardan köken almaktadır. Klâsik, evrimci düşünceden yoksun tıbbın bakış açısı, tam da bu nedenle meme sarkması etiyolojisinde yetersiz kalmaktadır. Bu durum, meme pitozu ile ilgili yapılan araştırmalar ve yayımlanan makalelerde geçmiş yıllarda çoğu kez dile getirilmiştir.

Meme anatomisi

Meme anatomisi

Modern tıbbî gelişmeler, ortalama insan ömrünü özellikle Sanayi Devrimi (18. ve 19. yüzyıllar) sonrasında oldukça yukarılara çekmiştir. Evrimsel tıpta Sanayi Devrimi öncesi ve sonrası yaşam, oldukça önemli bir noktadadır. Bu açıdan, meme sarkmasıyla ilişkili durumlardan biri olan yaşam süresi ve yaşlanma gibi olgulara ilk olarak evrimsel perspektiften kısaca bakmalıyız. Yazımızın ana çıkış noktasını da bu dönemdeki değişimle gelen yaşlanma ve yaşam tarzı değişiklikleri oluşturacaktır.

Sanayi Devrimi, 18. ve 19. yüzyıllarda dünya toplumlarını derinden etkileyen sonuçları beraberinde getirmiştir.

Sanayi Devrimi, 18. ve 19. yüzyıllarda dünya toplumlarını derinden etkileyen sonuçları beraberinde getirmiştir.

Dünyanın literatüre geçen en uzun yaşamış insanlarından Jeanne Calment, 1996 yılında 121. yaş gününü kutlarken. Calment, bu fotoğraftan sadece bir yıl sonra, 1997'de hayata gözlerini yummuştur.

Dünyanın literatüre geçen en uzun yaşamış insanlarından Jeanne Calment, 1996 yılında 121. yaş gününü kutlarken. Calment, bu fotoğraftan sadece bir yıl sonra, 1997’de hayata gözlerini yummuştur.

İlk olarak, kronolojik yaşlanma (aging) ve biyolojik yaşlanma (senescence) terimlerinin aynı olmadığını söylemeliyiz. Kronolojik yaşlanma, kabaca yaşanan yıllara vurgu yaparken biyolojik yaşlanma, doğumdan ölüme doğru devam eden ontojeniyi ve ontojenide rastlanan her türlü fizyolojik değişimi belirtir. Biyolojik yaşlanma sürecinde, ilerleyen zamanlarda karşımıza bir noktadan itibaren dejenerasyonlar çıkması kaçınılmazdır. Biyolojik yaşlanma ve beraberinde gelen bozulumlar, tüm canlılar için tanımlıdır ve hücresel düzeyde dâhi (sellüler senescence) takip edilebilir. Bu açıdan, ölüme giden süreç, adeta evrensel bir kuraldır. Organizmanın doğumu ve ölümü arasındaki süre, ömür uzunluğu ile ifade edilir. Ömür uzunluğu, türler için spesifiktir. Örneğin, nesli tükenmiş insan atalarından Homo erectus için ortalama ömür uzunluğu 15-20 yıl, Paleolitik dönem insanları için de 25 yıl kadar tahmin edilmiştir. Bu dönemdeki bazı insanların 35 yaşına kadar yaşamış olma olasılığı üzerinde durulmaktadır. Bir popülasyonda maksimum ömür uzunluğu ise, topluluğa mensub bireylerin en uzun süre yaşayanları üzerinden gösterilir. Modern insanlar olan Homo sapiens türünün üyeleri olan bizlerin yaşam beklentisinin değişimi ise hayli ilginçtir ve yazımızda önemli bir konumdadır. Kayıtlarda, yeryüzünde en uzun yaşayan insan, 1997 yılında 122 yaşında ölen Jeanne Calment isimli bir Fransız’dır. Modern dönem insanının özellikle son birkaç yüz yılda beklenen ömür uzunluğundaki değişim inanılmazdır. Örneğin, 122 yaşında hayatını kaybeden Calment’in doğduğu anda Fransa’da beklenen ortalama ömür 46 iken, ölümünde bu sayı 82’yi bulmuştur. Sanayi Devrimi ve sonrasında yaşanan gelişmeler, modern tıbbı da doğrudan etkilemiş ve insanların yaşlanma prosesleri ile ömürlerinin uzunluğunu değiştirmiştir. Doğal sürecin dışında bir müdahâle ile -modern tıp yardımıyla dışsal mortalitenin minimize edilip pek çok dejeneratif sürecin yavaşlatılması gibi- maksimize edilen ortalama ömür, bu süreçte gelişen teknoloji, besin kaynaklarına ulaşımdaki değişiklikler ve diğer pek çok “modern” etken, insanlarda evrim sürecinde adaptif özellikler taşımayan, “Batılı” tarzda bir yaşam stilini doğurmuştur. Modern yaşam, sağladıkları kolaylıklarla birlikte evrimsel ödünleşmeleri de (trade-off) beraberinde getirmiştir. “Modern insanın” temel karakteristiklerinden sedanter yaşam, Batılı diyet, tıbbî müdahâle ile uzatılan ömür ve modern dönem kentleşmelerinde maruz kalınan diğer pek çok olası etken (kimyasallar, işlenmiş ürünler…), modern dönem sağlık sorunlarının frekansını ciddi derecede artırmıştır.

Grafik: Avrupa’da yaşam beklentisinin son 200 yıldaki değişimi kaydadeğerdir. Sanayi Devriminin etkileri göze çarpmaktadır. (Principles of Evolutionary Medicine’dan düzenlenmiştir.)

Avrupa'da yaşam beklentisinin son 200 yıldaki değişimi kaydadeğerdir. Sanayi Devriminin etkileri göze çarpmaktadır.

Makalenin başında sözünü ettiğimiz önemli hastalıklarla birlikte, tam da bu açıdan karşımıza “meme pitozu” çıkmaktadır. Meme pitozu şikâyetleri, geçmiş asırlara nazaran özellikle son yüzyılda artan bir ivmeyle sağlık profesyonellerinin ilgi alanına girmektedir. Peki, yaşlılık ve sedanter yaşama bağlı sorunların meme sarkmasıyla nasıl bir evrimsel ilişkisi olabilir? Sanayi Devrimi ve öncesindeki insanların ortalama ömürlerinin kısa olduğunu ve modern yaşam tarzının özellikle insanlığın son döneminin bir özelliği olduğunu göz önünde bulundurursak, eski nesillerde meme sarkması şikâyetlerinin neden az olduğunu rasyonel bir temele oturtabiliriz. Bu dönemde, yani Sanayi Devrimi ve çok öncelerinde yaşayan insan popülasyonlarında, bizim yazımızda ön plana çıkardığımız yaşlanma ve modern yaşam tarzının etkilerini görmek çok olası değildir. Zira bu dönem insanları, modern yaşam tarzının getirdiği ve meme sarkmasıyla bizim daha çok ilişki kuracağımız üzere obezite (yüksek beden-kitle indeksi) vb. problemleri yeni dönem insanlar kadar yaşamayacak; bununla birlikte yaşa/yaşlanmaya bağlı meydana gelecek –ki bu durum, meme pitozunun doğal bir süreci kabul edilir, oysaki modern dönem insanının uzun yıllar yaşaması başlı başına anormal ve doğal sürece (evrime) zıd bir durum teşkil etmektedir- doku güçsüzlüğü ve histolojik destek komponentlerinin işlevselliğinin yitirilmesi durumuyla da yüz yüze gelemeyecek yaşlarda muhtemelen hayata gözlerini yumacaklardır. Tabir yerindeyse pek çok kişi, memelerinin sarkacağı yaşları bile görememiştir. Şimdi, klâsik tıbbî anlayışta ve evrimsel bakışta, meme sarkmasını yakından inceleyelim.

paleo

Paleolitik dönem insanlarında günümüzde sıklığı artan “modern dönem” rahatsızlıklarının çoğu görülmemişti

Meme sarkmasının nedenlerinde klâsik tıpta geleneksel olarak neler ön plana çıkarılmıştır?

Geçmiş yıllarda meme sarkmasına neden olan bazı faktörler sıralanmıştır. Bir fiziksel görüngü olarak gravitenin bipedalizm aşaması geçirmiş insanlarda memeleri aşağıya doğru (torakal ve abdominal yüzeylere dik değil de paralel biçimde) çekmesiyle birlikte emzirme, gebelik, sigara kullanımı, genetik altyapı, hareketsiz (sedanter) yaşam, aşırı kilo, beslenme bozuklukları, fazla kilonun akabinde hızlı kilo verme, yaşlanma gibi durumlar, meme sarkmasına neden olarak geçmiş yıllarda dile getirilmiştir. Buna rağmen, meme pitozunun kesin nedenine dair bir belirsizlik olduğu halen çeşitli yayınlarda kabul edilmektedir.

Evrime göre meme sarkmasının nedenlerinde modern dönem yaşam stili ön plana çıkar ve normal fizyolojik prosesler (emzirme, gebelik süreci gibi) ikinci plandadır
Emzirmek doğal ve sağlıklı bir süreçtir.

Emzirmek doğal ve sağlıklı bir davranıştır.

Evrimsel düşünüşün, modern dönem hastalık ve problemlerine getirdiği ufuk açıcı perspektifi meme pitozunda da görmekteyiz. Geçmiş yıllarda klâsik tıpta meme sarkmasının nedenlerine dair ortaya atılan pek çok iddianın içerisine, bireyin ontojenik süreçte geliştirmiş olduğu birtakım fizyolojik olaylar ve normal birtakım prosesler (emzirme, gebelik) de dâhil edilmiştir. Hâlâ klâsik tıp anlayışında meme pitozunun kesin nedenlerinin anlaşılamadığına dair ortaya konan bulgular ve bireyin normal ontojenik bazı proseslerinin meme pitozuna neden olduğuna dair kuvvetli bir inanış, evrimci bir tıp anlayışının eksikliğini ortaya koymaktadır. Bunlara örnek olarak ilk başta, emzirme davranışını inceleyelim. Günümüzde bile çoğu hekimin, meme sarkmasına emzirmenin neden olduğuna dair kuvvetli bir inanışı söz konusudur. Bu eski inanış, yeni yapılan birtakım çalışmalarla sarsılmış gibi görünmektedir. 2008 yılında Aesthetic Surgery Journal’da Yale Üniversitesi akademisyeni Dr. Minkin, emzirmenin pitozda bir risk faktörü olmadığını yazmıştır. 2010 yılında Rinker, Veneracion ve Walsh tarafından meme pitozunun nedeni ve tedavisi üzerine yapılan bir çalışmada meme pitozunun nedenlerinin kesin olarak ortaya çıkarılamadığı, bununla beraber emzirmenin de pitoz için önemli bir risk faktörü oluşturmadığı belirtilmiştir. Yakın yıllarda yapılan diğer çalışmalardan elde edilen diğer bulgular da emzirmenin meme sarkmasına neden olduğu şeklindeki yaygın miti sarsmıştır. Meme düşüklüğünün nedeni için ortaya atılan bir diğer iddia da gebelik sürecinde meydana gelen değişikliklerdir. Yine bahsi edilen çalışmalarda gebelik sürecinin bizzat kendisinin meme sarkmasında etkin bir rol oynamadığı bildirilmiştir. Buna rağmen, çok sayıda gebelik geçiren bireylerde meme sarkması riskinin arttığı da çalışmalarda yer almıştır. Bu açıdan incelememiz gereken toplumlar olarak Afrikalı kabilelerde yaşamını devam ettiren kadınlar ön plana çıkmaktadır. Afrikalı kadınların bir kısmında özelikle yaşlılık öncesi dönemlerde büyük ve sarkmış memeler gözlenmektedir. Afrikalı toplumlarda meme sarkmasına yönelik özel olarak devam ettirilmiş bilimsel çalışmaların azlığı sebebiyle özellikle Afrikalı kadınlardaki meme sarkmalarının nedeni üzerine çok net iddialarda bulunulamasa da bu toplumların, şu anladığımız şekilde bir modern ya da Batılı bir yaşam sürmedikleri açıktır. Buna rağmen, meydana gelen sarkmaların nedenlerinde yine çevresel ve toplumsal şartlar göze çarpmaktadır. Afrikalı toplumlarda doğum oranının oldukça yüksek olmasından anlaşılacağı üzere kadınların gebelik sayılarının anormal derecelerde yüksek oluşunun bu süreçte rol oynamış olma ihtimali üzerinde durulmaktadır.

obezite

Obezite problemi yaşayan Batılı yaşam tarzına sahip bir kadın.

Meme sarkması, pek çok yayında yaşlanmanın (uzun yaşamanın) bir olumsuz getirisi olarak kabul görmüştür. Bu kavrayışa göre belirli bir süre yaşamını devam ettiren her insan dişisinde yaşlanmaya bağlı olarak dokusal düzeyde meme protein komponentlerinin ve ligamentlerin güçsüzlüğü (Cooper’s drop) ve diğer pek çok hücresel değişiklik akabinde memelerin sarktığı tanımlanmıştır. Bu anlayış, önemli ölçüde doğrudur ve çeşitli güncel yayınlarda kabul edilmiştir; ancak “meme sarkmasının” absolüt doğal bir proses olduğunu iddiasını yansıtamaz. En başta, uzun ömrün bir modern tıp getirisi olduğunu ve biyolojik evrim yönlendiricileri içerisinde güçlü bir statüsünün bulunmadığını kabul ettiğimiz takdirde uzun ömre sahip olmanın ve onunla birlikte gelmesi olası sarkmaların, proksimal perspektifte natural bir fenomen olduğu düşünülse de nihaî (evrimsel) perspektifte anormal düzleme kaydığını ve yine “bir modern dönem yaşantısı ürünü” nitelendirilmesi kazanmasının mümkün olduğunu söyleyebiliriz. Bazı yayınlar, ayrıca, meme sarkmasında rol oynayan genetik ve ailevî arka plana da vurgu yapmaktadır. Tüm bu klâsik nedenlerin –ve dâhî mitlerin/inanışların- üzerinden geçtikten sonra, yine modern insan yaşantısının bir ürünü olarak sigara kullanımına da değinmeliyiz. Düzenli sigara kullanımıyla meme sarkması sıklığı arasında anlamlı bir ilişki kurulmuştur. Sigara kullanımının aşağı yukarı Sanayi Devrimine uzanan tarihçesi ve meme sarkması şikâyetlerinin özellikle Batılı toplumlarda artması arasındaki uyum da gözden kaçmamaktadır. Sigara kullanımının memenin dokusal içeriğine zarar verdiği ve sarkmalara neden olduğuna dair yapılan çalışmalar son zamanlarda artmıştır. Bu açıdan, bir modern dönem alışkanlığı ve bağımlılığı olarak sigara da meme sarkmasına neden olan önemli risk faktörlerinden biri olarak tanımlanabilir.

Sarkmış memeler

Sarkmış memeler

Meme sarkmasında Batılı toplumlarda değerlendirilmesi gereken en önemli faktörün, modern tipte yaşam tarzı ve buna bağlı değişiklikler olduğunu vurguladık. Bu tip bir yaşam tarzının karakteristiklerinden olan sedanter yaşam, yüksek oranda basit ve rafine şeker tüketimi, beslenme bozuklukları, bu yaşantısının sonucu olan yüksek beden-kitle indeksi (BMI), obezite ve diğer birçok etkinin de meme sarkmasına neden olduğu bilimsel literatürde yazmaktadır.

Meme pitozu doğal bir süreç midir? Tedavi ya da müdahale gerekli midir? Evrim ne söylüyor?

Aynı türe ait olduğumuz arkaik dönem sapiensleri ve daha ileri bir zamanda, Sanayi Devrimine kadar olan süreçte meme sarkmasına dair veriler neredeyse yoktur. Buna rağmen son iki asırda meme sarkması şikâyetleri çokça artmıştır. Bu nedenle, tıpta meme sarkmasına dair ilk müdahâlelerin yine yakın bir döneme denk gelmesi anlamlıdır. Genel bir terim olarak mastopeksi, plastik cerrahîde sarkan memelerin kaldırılması ve memelere şekil verme işlemlerini belirten operatif girişimdir. Bu işlemde memeden fazla dokular alınır, ligamentler güçlendirilir ve dokuya dayanıklılık kazandırılır. Mastopeksi işlemleri için teoriler, 19. yüzyılın ilk yarısından itibaren geliştirilmeye başlanmıştır. 19. yüzyıl, meme sarkmasına tıbbî müdahâle için ilk dönem olarak kabul edilmiştir.

Meme pitozu dereceleri

Meme sarkması, genellikle kadınlar tarafından kendi memelerinde inframammary fold üzerinde bir kalem aracılığıyla informal düzlemde tespit edilebilir. Meme pitozu dereceleri ve şiddeti, 1976 yılında Regnault tarafından tanımlanan bir sınıflandırma ile de bilimsel literatüre geçmiştir. Bu derecelemeye göre meme pitozu 4 şiddete ayrılır. Bununla birlikte, psödopitoz adı verilen durum da söz konusu olabilir. Meme sarkması, genellikle bireyin yaşamını doğrudan tehdit eden bir sonuç olmadığından mastopeksi işlemleri sıklıkla estetik amaçlı değerlendirilmektedir. Bununla beraber oldukça şiddetli, bireyin günlük yaşamını ve sağlığını etkileyebilecek durumlarda operatif girişim hekimler tarafından önerilmektedir.

Sütyen kullanımı meme sarkmasını tedavi ve önleme için gereksizdir

Artık kanıksanmış bir şekilde hemen her kimsenin, meme sarkmasını önlemek veya düzeltmek adına özellikle sıkı sütyen kullanımını tercih ettiğini bilmekteyiz. Ne var ki, son yıllarda sütyen kullanımı ve meme sarkması arasındaki korelasyonlar ve ilişkiler incelendiğinde, sütyen kullanımının meme sarkmasının pek de önüne geçemediği bazı yayınlarda belirtilmiştir. Hatta kontra bir bulgu olarak birtakım sütyen tiplerinin meme sarkmasına katkıda bulunabileceği düşünülmektedir. Bu durum, meme sarkmasını ortaya çıkaran ve bu yazıda bahsettiğimiz pek çok risk faktörünün oldukça güçlü etkilerini ve evrimsel uyumsuzluğu bizlere kanıtlamaktadır.

Sütyen kullanmayan Afrikalı bir genç kadın.

Sütyen kullanmayan Afrikalı bir kadın.

Son not: meme sarkmasında elde edilen son bulgular evrimsel bakışla uyumludur

Yazının ana düşüncesi olarak, özellikle Batılı ve modern bir yaşam süren toplumlarda meme sarkmasını şekillendiren önemli unsurlar olarak “modern yaşam stilinin” ön plana çıktığını söyleyebiliriz. Evrimsel tıbbın, bu noktada modern tıbba meme sarkmasının önlenmesi noktasında katacağı çok şey vardır. Meme sarkmasına kalıtımdan ve ailevî faktörlerden gelecek olan yatkınlığa ontogenezde yapılacak pek de bir şey olmadığını bilmeliyiz. Bununla birlikte, yaşam tarzımızı verdiğimiz kriterler ekseninde düzenleyerek meme sarkmasından olabildiğince uzak kalabilir; bu yolla sadece meme sarkmasından değil sözü edilen pek çok modern dönem hastalığından da önemli ölçüde korunabiliriz.

Evrimsel perspektifle meme sarkmasından korunmak için temel yaşam tarzı

Meme, bünyesinde kas doku bulundurmadığı için istemli motor hareket sağlayamamakta ve kaslara bağlı olarak atrofi ya da hipertrofi geliştirememekte, bu nedenle bünyesinde barındıracağı bir kas grubu ile memeleri istenen şekle sokmak mümkün olmamaktadır. Makalede bahsi geçen bilimsel çalışmalarda özellikle üst torakal bölgelere özel olarak uygulanacak olan fiziksel egzersizlerin meme sarkmasını engellemediği bulgusuna yer verilmiştir.

Yazının odağı olarak yer verdiğimiz üzere, yaşlanmaya yönelik perspektifler içerisinde yaşla birlikte meydana gelen sarkmaların bir ölçüde kaçınılmaz olduğunu bilmeliyiz. Buna rağmen, bu sarkmayı olabildiğince azaltabiliriz. Bunun için yapabileceklerimiz arasında özel anatomik bölgeler için uygulanacak fiziksel egzersizler olmasa da bedenin dinamizmini ve dokusal bütünlüğünü koruyacak ölçüde aktif bir yaşamın gerekli olduğunu unutmamak gerekir. Sedanter yaşamı sadece memelerimiz için değil, pek çok hastalıktan korunmak için de terk etmeliyiz. Sedanter yaşamla kombin edilmiş olan beslenme bozuklukları veya düzensiz (uyumsuz, modern tipte) beslenme alışkanlıklarının terk edilmesiyle beraber, evrimsel tıbbın diyet anlayışına uygun bir beslenme organizasyonu takip edilmesi de önemlidir. Bununla beraber, çeşitli modern dönem alışkanlıklarından da (sigara kullanımı gibi) uzaklaşmak oldukça önem taşımaktadır. Meme sarkması her ne kadar kadınlar için bir problem olarak görülse de, erkeklerde de belirtilen faktörlerin varlığı söz konusu olduğunda meme sarkmaları izlenmekte olduğundan önerilen adaptif yaşam tarzının mühim olduğunu bilmeliyiz.

EK: Evrimsel psikoloji açısından meme büyüklüğü, dikliği ve sarkmasına çok kısa bakış

Memelerin evrimsel psikolojide seksüelite ve sosyal ilişkilerdeki önemi farklı bir yazının konusu olsa da, özellikle dik veya sarkmış memelerin her iki cinsiyeti de dâhil edebileceğimiz şekilde cinsel olarak öneminden bahsetmek, sanıyoruz ki bu yazıya kısa bir ekleme yapmak noktasında yararlı olabilir. İnsan anatomisinin natural birer parçaları olarak memeler, her iki cinsiyette de ontojenik süreçte var olan ve önemini koruyan yapılardır. Kadınlarda memeler, puberteyle birlikte yaşanan hormonal değişim akabinde laktasyon adı verilen çok önemli bir süreci içerecek şekilde gelişir. Kadınlar, gebelik ve doğumla birlikte memelerindeki süt salgılarıyla bebeklerini emzirir. Bununla birlikte hem erkek hem kadın memeleri, tarihsel süreçte birçok uygarlıkta birer cinsel obje olarak önemini korumuştur. Memeler üzerinde bulunan sinir uçlarının yoğun olması, bu bölgeye, özellikle de meme ucu ve çevresine erojen bölge özelliğini kazandırmıştır. İnsan vücudunda sinir sonlanmalarının çok yoğun olduğu pek çok bölgenin potansiyel erojen özelliği ve bu bölgelerin karşı cinsiyette bıraktığı cinsel etki oldukça uyumludur. Bu uyumu, evrimsel psikoloji açısından incelemek gerekir.

breastevolution

Görece büyük ve sarkmamış memelerin evrimsel açıdan çekiciliğine dair literatürde bulgular vardır.

Evrimsel psikoloji araştırmaları, erkeklerin kadınlarda büyük memeleri genel olarak daha çekici bulduğunu göstermektedir. Büyük memelerin çekiciliğinin, yalnızca son dönem insanları için geçerli olmadığı ve Paleolitik dönem insanlarının çizimleri ile miraslarından anlaşılacağı üzere çok eski zamanlarda da memelerin büyük olmasının bir seksüel avantaj olduğu değerlendirilmektedir. Meme büyüklüğüyle birlikte, son dönemde yapılan çalışmalar, anketler ve sosyal gözlemler kadınlarda meme dikliğinin veya diriliğinin de doğrudan seksüel açıdan çekici bulunduğu ifade edilmiştir. Bu nedenle, hem belirgin olarak büyük veya başka bir ifadesiyle dolgun hem de sarkmamış/diri memeler seksüel ilişkilerde kadınlara avantaj sağlamaktadır. Bunun evrimsel nedeni olarak geçmişte birkaç iddia ortaya atılmıştır. En başta, evrimsel sürecin temel yönlendiricilerinden biri olan üreme davranışının başarısını garantiye almaya yönelik insanlarda hem biyolojik hem de toplumsal düzeylerde birtakım uyumlar olduğunu bilmekteyiz. Bu noktada dolgun ve diri memelerin, karşı cinste üremeye yönelik başarıyı yansıtan bir konumda algılanmasının bu tip memelere sahip kadınların diğerlerine göre daha çekici kabul edilmesinde rol oynamış olabileceği düşünülmektedir.

Son dönemlerde dile getirilen bir başka görüş de, insanlardaki kültürel tek eşlilikten (monogami) ve değişen anatomik ilişki pozisyonlarından gelmektedir.  İnsanlarda tek eşliliğin, çiftler arasındaki bağları güçlendirdiği ve farklı anatomik bölgelerin bu süreçte seksüel özellik kazandığı bildirilmiştir. Yine insanlarda cinsel ilişki pozisyonlarından en sık tercih edilen, ventral-ventral contact adı verilen misyoner pozisyonunun da çiftlerin birbirini görmesini ve ilişki esnasında ön yüzdeki belirgin yapılar olarak memeleri ön plana çıkarmasını sağladığı iddia edilmektedir.

Yazar: Necdet Ersöz (Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Evrimsel Tıp Topluluğu)

Referanslar ve İleri Okumalar
  1. Gluckman, P. D., Beedle, A., Buklijas, T., Low, F., & Hanson, M. A. (2016).Principles of evolutionary medicine. Oxford, United Kingdom: Oxford University Press.
  1. Dixson, B. J., Grimshaw, G. M., Linklater, W. L., & Dixson, A. F. (2010). Eye Tracking of Men’s Preferences for Female Breast Size and Areola Pigmentation.Archives of Sexual Behavior,40(1), 51-58. doi:10.1007/s10508-010-9601-8
  2. Swami, V., & Tovée, M. J. (2013). Men’s Oppressive Beliefs Predict Their Breast Size Preferences in Women.Archives of Sexual Behavior,42(7), 1199-1207. doi:10.1007/s10508-013-0081-5
  3. Swami, V., & Tovée, M. J. (2013). Resource Security Impacts Men’s Female Breast Size Preferences.PLoS ONE,8(3). doi:10.1371/journal.pone.0057623
  4. Shiffman, M. A. (2009).Mastopexy and Breast Reduction. Dordrecht: Springer.
  5. Grabb, W. C., Smith, J. W., & Aston, S. J. (1991).Plastic surgery. Boston: Little, Brown.
  6. Breastfeeding study dispels sagging myth. erişim tarihi Şubat 17, 2017, bağlantı https://www.eurekalert.org/pub_releases/2007-11/uok-bsd110107.php
  7. Rinker, B., Veneracion, M., & Walsh, C. P. (2010). Breast Ptosis: causes and cure.Annals of Plastic Surgery,  doi:10.1097/sap.0b013e3181c39377
  8. Levin, R., & Meston, C. (2006). Nipple/Breast Stimulation and Sexual Arousal in Young Men and Women.The Journal of Sexual Medicine,3(3), 450-454. doi:10.1111/j.1743-6109.2006.00230.x
  9. Benito, J. D., & Sánchez, K. (2010). Key Points in Mastopexy.Aesthetic Plastic Surgery,34(6), 711-715. doi:10.1007/s00266-010-9527-5
  10. Ferraro, G., Francesco, F. D., Cataldo, C., Nicoletti, G., & D’andrea, F. (2013). Augmentation mastopexy with “double breasting” for severe to moderate ptosis.Journal of Plastic, Reconstructive & Aesthetic Surgery,66(12). doi:10.1016/j.bjps.2013.07.020
Reklamlar

One response to “Memeler Neden Sarkar? Meme Sarkmasının Evrimi

  1. Geri bildirim: tabletkitabesi·

Soru, Görüş ve Eleştirileriniz: (Uygunsuz İçerikler Kaldırılacaktır)

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s