Evrimin Işığını Tıbba Yöneltmek: Tıp Literatürü ve Evrim

EVRİMİN IŞIĞINI TIBBA YÖNELTMEK:
Tıp Literatürü ve Evrim

Necdet Ersöz
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi
Evrimsel Tıp Topluluğu

Tıp pratiği, temel ve klinik tıbbî bilimlerle birlikte tanı ve sağaltım sanatı olarak düşünülebilir. Tıbbın modern bilimsel perspektifi, türümüzün biyolojisini ve hastalık-sağlık ekseninde diğer türler ve çevre ile olan etkileşimlerini anlamak üzerine kuruludur. Bu nedenle, tıpkı modern evrimsel sentezin öncülerinden kabul edilen evrimsel biyolog T. Dobzhansky’nin bir çalışmasında biyoloji için değindiği gibi, “evrimin ışığı olmaksızın tıbbın biyolojik yaklaşımlarının hiçbir anlamı yoktur”. Ancak tıp bilimi ve sanatı bununla da kalmayıp insanın özel kognitif becerileri ve sosyokültürel evrimsel süreçlerden orijin alır. Tıbbın ve tıp fakültelerinin tarihinde evrimsel literatürün gerektiği ölçüde yer al(a)maması, düzeltilmesi ve sorgulanması gereken süreçleri ön plana çıkarmaktadır. Tıp eğitim ve öğretim müfredatı içerisinde evrimin dâhil edilmediği her akademik yılda, biyolojinin ve doğanın en temel konseptlerini bünyesinde barındıran bir bilimsel kavrayıştan eksik tıp hekim jenerasyonlarının devam etmesi olasıdır. Kuşkusuz ki tıp müfredatında global ölçüde bir evrim öğretimine en azından şu anda tam hâkim olmuş değiliz. Ülkeler bazında girişimlerin devam ettiği müfredat düzenlemelerinde, evrimin yine de gitgide artan bir trend ile fakültelerde lisans düzeyine varıncaya dek takip edilmeye başlandığını söyleyebiliriz.

Geçmişte, evrimsel biyoloji öğretimi tıp fakültelerinde neden eksik kaldı?

Tıp fakültelerinde okutulan derslerin tarih boyunca değişimini anlamak, bu noktada bizlere fikir sağlayacaktır. Tıbbın, her şeyden önce çatı bir konsept olarak doğrudan bir “bilim” ya da “logic” şeklinde ifade edilebilir bir içeriğe sahip olmadığı görülebilmekte ve bu durum da bize tıbbın tarihinde günümüz biliminden anladığımız ölçü ve doğruların farklılaştığını, dahası tıbbın orijininde pozitif bir bilimden çok, şifa sağlamak amacı ile bedene nüfuz edebilme sanatı ve zanaatı fikrinin ön plana çıktığını göstermektedir. Bu bakımdan modern tıpta, temel tıbbî bilimlerin (anatomi, fizyoloji, farmakoloji, biyokimya…) esasında tıbbın kökeninden bugüne dek tıbba eşlik etmemiş olduğunu, onun yerine tıbba bakış açısının çağın paradigmasına göre değiştiğini kavramak gerekir. Ancak yaklaşık olarak son dönemde modern bilim, pozitif temel bilimlerle bugün anladığımız ölçüde entegre edilebilmiştir. Biyolojinin önemli dallarının tıbba hastalık ve sağlığı anlayabilmek üzere dâhil olmasıyla birlikte, nispeten daha yakın bir zamanda canlıyı inceleme düzeylerinde doku seviyesi ve altına, yani moleküler düzey, hücre biyolojisi (sitoloji) ve genetiğe geçiş yapılabilmiştir. Günümüzde moleküler düzeydeki temel araştırmaların tıpta hastalık patolojisinin kavranması ve tedaviye yönelik metotlar geliştirilmesindeki etkisi yakın zamanlarda oldukça önemli noktalara ulaşmıştır. İsmini verdiğimiz disiplinlerin tıpta birer temel bilim olarak yer alıp sistem içerisinde oturduğu dönemlerde, evrimsel biyoloji gücünü yeni yeni kazanmaya başlayan bir bilim dalı idi. 1900lü yılların öncesine baktığımızda, canlı yapı ve işlevleri hakkında temel evrimsel problemlerin çözülmesinde birtakım zorluklar çekilmekteydi. Evrimsel biyoloji, modern bilim hüviyetini ancak moleküler düzeyde genetik kanıtların ışığında, 1900lü yılların devamında kazanabilmiştir. Bu nedenle nispeten genç; ancak parlak ve yaşam bilimlerini doğrudan etkileyen, anlayış değişikliği meydana getiren bir bilim sahası olduğunu belirtmeliyiz. Günümüzde evrimsel biyolojinin gücü ve genetiğin gücünün paralel olduğunu bildiğimize göre, modern genetiğin de tıpkı evrimsel biyoloji gibi tıpta değerlendirilişinin oldukça geç kalmış olmasını bu açıdan anlamlı görmeliyiz. Evrimsel bakış açısı genetikte, insan hastalıklarının anlaşılmasına hekimlere yeni perspektifler kazandırmaktadır.

Evrimin tıp müfredatında yer almasındaki bazı zorluklar

Bugün bilinen bir şey vardır ki, o da yaşam bilimlerinin hangi sahasında yer alıyor olurlarsa olsunlar (tıbbî bilimler, biyoloji, antropoloji…), araştırmacılar en azından lisans seviyesinde iken dâhi evrimsel biyolojinin temel prensiplerine bir ölçüde gereksinim duymaktadırlar. Buna rağmen, özellikle tıp fakültelerinde lisans seviyesinde, pre-klinik eğitimde evrime gösterilen kitlesel ilgi konusunda çok ümit verici cümleler kuramamaktayız. Hatta, konuyla ilgili yapılan bazı görüşmelerde ve tıp öğrencileri düzeyindeki soruşturmalarda evrim öğreniminin tıp ile ilgisinin bulunmadığına eğilim gösteren yorumların yer aldığı bildirilmektedir.

Evrimsel içeriklerde tıbbın ve insanın yeri

Tıp fakültelerinde öğrenim gören öğrencileri evrimsel literatürle tanıştırmanın önemli yollarından birisi, hâlihazırda üzerinde çalışılan organizma olan insan hakkında evrimsel bilgileri ortaya koymaktır. Ayrıca, insan evriminde temel olarak ne bildiğimiz, ilkeler ve henüz spekülatif olan noktalar iyi belirlenip sunulmalıdır. Günümüzde yaşayan tek insan türü olan Homo sapiens’in filogenetik ağaçtaki konumu ve diğer primatlarla olan evrimsel ilişkisi, konuya giriş açısından güzel bir yaklaşım olabilir.

Bipedalizm, insan evriminin oldukça önemli aşamalarından biridir.

İnsanlarda var olan hastalıklar ve problemlerin önemli bir kısmı, aslında bütünüyle normal anatomik pozisyonumuzdan kaynaklanan sıkıntılardandır ve orijinleriin anlaşılabilmesi için kesinlikle evrimsel perspektife gereksinim vardır. İnsan evriminde birkaç milyon yıl önce önemli bir aşama olarak kabul gören bipedalizmin evrimiyle birlikte insanlarda birtakım evrimsel avantajlar, dezavantajlara tercih edilmiştir. Bunun neticesinde iki ayaklı popülasyonlar yeryüzüne yayılırken, vücudu hâlâ dört ayaklılığa uyumlu özellikler barındıran insanlarda iki ayaklılık belirli sıkıntılar doğurmuştur. Bugün anatomi ders kitaplarında insana dair normal anatomik pozisyon için iki ayak üzerindeki bir postür kabul görürken, insanların anatomik oryantasyonları büyük ölçüde hâlâ dört ayaklılığa adaptedir. Dört ayaklı canlı türlerinin büyük bir kısmında, iki ayaklılıkla birlikte gelen sıkıntıların hemen hiçbiri görülmez. Bipedalizmle birlikte gelen belli başlı problemlere örnek olarak herniasyonlar, variköz venler, bel sorunları, eklemlerde osteoartirit, hemoroid, doğum zorlukları, rahim prolapsı, omurga ve dolaşım problemleri verilebilir. Yeterince uzun yaşayan insanların pek çoğunda “ayakta duruştan” kaynaklanan problemlerin bir kısmının gelişmesi çok olasıdır. Bu bilgiler, canlılığın ve insanın varoluşuna dair öne sürülen sözde bilimsel teoriler içerisinde yer alan “akıllı tasarım” iddiasının çözmesi gereken soruları da beraberinde getirmiştir.

Vertebral disk herniasyonları, bipedal anatomiden kaynaklanan sıkıntıların başında gelmektedir. İnsan büyük bir kısmı iki ayaklılığın getirmiş olduğu sorunların önemli bir kısmını yaşamının belli bir evresinde deneyimlemektedir.

Vertebral disk herniasyonları, bipedal anatomiden kaynaklanan sıkıntıların başında gelmektedir. İnsanların büyük bir kısmı iki ayaklılığın getirmiş olduğu sorunların önemli bir kısmını yaşamının belli bir evresinde deneyimlemektedir.

Bipedal anatomi, pelvis anatomisinde bir yeniden modelleme ve daralmaya sebep vermiştir. Milyonlarca yıl içerisinde pelvis çapında ve anatomisinde meydana gelen değişimler, beraberinde birtakım obstetrik problemleri getirmiştir. Örneğin gitgide zorunlu bir şekilde daralan pelvis, gebelikte fetal dönemde bebeğin beyninin ve başının büyümesi durumuyla bir tezatlık meydana getirmiş, insanlarda doğum oldukça zor ve tehlikeli bir hâl almıştır.

İnsanlar ve diğer insansılar arasındaki birtakım hastalık farkları

Komparatif tıp, eski ve köklü bir geleneğe sahiptir. Ancak burada insan hastalıkları ile evrimsel açıdan bize en yakın olan kuzenlerimizin hastalıklarına vurgu yapmak gerekir. Şu anda nesli tükenmemiş canlılar içerisinde bizlere filogenetik olarak en yakın canlılar, şempanzeler, bonobolar, goriller ve orangutanlardır. İlk olarak hastalıkların, ilgili türün neslinin seyri içerisinde oluşan malaptasyonlarla doğrudan ilişkili olduğunu bilmekte yarar vardır. Evrimsel kuzenlerimizle aramızdaki hastalık farklılıklarını meydana getiren durumlara örnek olarak yukarıda bahsettiğimiz bipedal postürü verebiliriz. Onun dışında, bipedalizmle, yani salt anatomik pozisyonlarla doğrudan alakası bulunmayan pek çok hastalık farklılıkları da bulunmaktadır. Bunlardan en azından bazılarında hastalıklar aynı olsa da, arka planlarındaki nedenler farklıdır. Yapılan bazı çalışmalarda üzerinde çalışılan şempanzelerin en sık ölüm nedeni olarak kalple ilgili problemler gösterilmiştir. Bu durum, özellikle modern Batılı insanların ölüm nedeniyle aynı olsa da, iki farklı türün geliştirdiği kalp problemlerinin altında yatan patoloji farklıdır. İnsanlarda kalp krizi ve kalp yetmezliklerinin en önemli nedeni olarak iskemik kalp hastalıkları (koroner arter aterosklerozu ya da komplikasyonları sonucu myokarda giden kan akışının bozulumu gibi) belirtilmektedir. Her ne kadar şempanzelerde, insanlara ait olan risk faktörleri (aşırı yağ tüketimi gibi) kabul edilse de, kalp krizinin klâsik nedeni olarak myokard infarktüsünü izlemek neredeyse imkânsızdır. Onun yerine şempanzelerde kalp problemlerinde malign aritmiler ve fibrozis ön plana çıkmaktadır. Bu bilgiyi destekleyecek biçimde yetişkin şempanzelerin yaklaşık %10’unda ventriküler aritmi, supraventriküler aritmi, iletim bozuklukları ve bradikardiye rastlanmıştır. İnsanlar ve insan olmayan hominidler arasındaki bazı biyomedikal durumların farklılıklarının insidans ve şiddet bakımından karşılaştırılmasıyla ilgili tablo aşağıda verilmiştir:

Tablo 1: İnsanlar ve Büyük İnsansılar arasındaki hastalık insidans ve şiddet karşılaştırması. Evrim devam ediyor.

Tıbbî Durum

İnsanlar Büyük İnsansılar (İnsan Olmayan Hominidler)

Myokard İnfarktüs

Yaygın Çok Nadir
Interstisyel Myokard Fibrozisi Nadir

Yaygın

Plasmodium falciparum malarya enfeksiyonu

Duyarlı

Dirençli

Cinsel yolla bulaşan bakteriyel hastalıklar

Yaygın

Çok Nadir

AIDS’e yol açan HIV enfeksiyonu

Yaygın Yaygın Değil

Spumavirus enfeksiyonu

Nadir

Yaygın

Alzheimer hastalığı Yaygın

Nadir

Karsinomalar

Yaygın

Nadir

Neu5Ac eksprese eden bakteriyel patojenler

Yaygın

Nadir

Preeklampsi

Yaygın Nadir
Son evre böbrek hastalığı Değişken

Yaygın

Erken doğum

Yaygın

Yaygın değil

Human Influenza A semptomları Değişken

Genellikle hafif

Hepatit B/C geç komplikasyonları

Değişken Genellikle hafif
Romatoid artrit Yaygın

Nadir

Bronşiyal astım

Yaygın Nadir

Erken fetal düşükler

Yaygın Nadir

Hidatidiform Molar Gebelik

Yaygın

Nadir

Endometriyozis Yaygın

Nadir

Kadınlarda demir eksikliği

Yaygın

Nadir
Psikiyatrik hastalıklar

Yaygın

Nadir

Polikistik over sendromu Yaygın

Nadir

.

.

Üzerinde durulması gereken bir diğer farklılık da retroviral hastalıklarla ilgilidir. İnsanlar, geniş popülasyonlar ölçüsünde geçmişte retrovirüslerin meydana getirdiği hastalıklara yakalanmamışlardır. Örneğin, spumavirus insanlarda nadiren enfeksiyona sebep olurken, diğer primatlarda enfeksiyonu çok daha sık görülür. Bu bilgi, insanlar ve diğer insansıların ortak atasının bu virüslerden etkilenebildiğini; ancak insanların bir dönemde bu virüslerden daha az etkilenecek duruma geldiğini ortaya koymaktadır. Böylesi bir farklılık nasıl ve ne zaman ortaya çıkmıştır? Bu, literatürde yanıtlanmayı bekleyen sorulardan yalnızca biridir. Bir diğer önemli nokta da, cinsel yolla bulaşan bakteriyel hastalıkların neredeyse hiçbir şekilde insan dışındaki primatlarda izlenmemesidir.

Bir retrovirus olarak HIV'in anatomisi

Bir retrovirus olarak HIV’in anatomisi. Görseli büyütmek için görsel üzerine tıklayınız.

Modern insanların kökenine dair birkaç açıklama

Modern insanların kökenini anlamak, aynı zamanda modern dönemdeki pek çok hastalığın kökenini anlamak demektir. Öte yandan insanlar, genetik farklılıklarına rağmen çok büyük oranlarda birbirine benzer ve tüm popülasyonlar Afrika kökenli ortak bir atadan orijin alır. Modern insanların orijini, 200000 yıl ve öncesine dek gitmektedir. Modern insanların evrimleştiği dönemlerde onlarla birlikte yaşayan diğer insan grupları olarak Neandertal ve Denisovalılar örnek gösterilmektedir ve hatta modern insanların, bu farklı grup insanlarla melezlendiğine ve melezlenmenin, hastalıklara direnç noktasında modern insanlara avantajlar kazandırdığına yönelik bulgular paylaşılmıştır.

Ek okuma önerileri: Neandertal insanı

Bizi insan yapan şey nedir? Bu soru, insan ve şempanze genomlarının, büyük planda da tüm primatların komparatif incelenmesiyle yanıtlanabilir. Bu süreçte genotipin, fenotipe nasıl etki ettiği ve bu sürecin fiziksel, biyolojik ve kültürel çevreden nasıl etkilendiği hakkında fikir sahibi olmalıyız.

Bizi insan yapan şey nedir? Bu soru, insan ve şempanze genomlarının ve fenomlarının, büyük planda da tüm primatların komparatif incelenmesiyle yanıtlanabilir. Bu süreçte genotipin, fenotipe nasıl etki ettiği ve bu sürecin fiziksel, biyolojik ve kültürel çevreden nasıl etkilendiği hakkında fikir sahibi olmalıyız.

Modern insanlarda genetik varyasyonlar

İnsanlar yaklaşık 50000-100000 yıl önce Afrika’dan diğer kıtalara doğru göçe başladıklarında Afrika koşullarının dışında pek çok yeni ekolojik şartla karşılaşmışlardır. İnsan zihninin kültür, alet ve yaşamı kolaylaştıran diğer birçok ürün ortaya koyma özelliği bir nesilde, genetik değişimden farklı bir şekilde, yaşam tarzında önemli değişiklikler meydana getirmiştir. Bu dönemde ayrıca bulaşıcı hastalıklar, beslenme ve deri rengi gibi birtakım biyolojik özellikler için yerel seleksiyonlar olmuştur. Modern insanlar arasında bu tip genetik varyasyonlardan bazıları tartışmaya değerdir. Örneğin, deri renginde enleme bağlı olarak meydana gelen coğrafî varyasyonlar evrimsel geçmişimizden birden çok defa seçilmiş gibi görünmektedir. Burada rol oynayan gen bölgeleri, deri melanositleri üzerine etki eden melanocortin I lokuslarıdır. Burada rol oynayan olası seçilim mekanizması, güneş ışığı yardımıyla sentezlenen D vitamini ve folatın yıkılımıdır. Ayrıca cinsel seçilimin yerel çiftleşme tercihleri üzerinde, deri, saç ve göz rengi gibi faktörleri etkileyecek şekilde bir rol oynadığını iddia etmek mantıklıdır. Yetişkinlikte laktaz ekspresyonunun kalıcığını, ilgili genlerde meydana gelen bir mutasyon sağlamakta ve bu evrimsel avantaj yetişkinlikte insanların bir kısmında süt içimine olanak sağlamaktadır. Günümüzde tıp literatüründe erişkin dönemde sütü sindirememe durumu, laktoz intoleransı olarak isimlendirilen bir hastalık olarak sunulsa da, evrimsel yorumların hastalık nosyonunun kavranışını nasıl değiştirebildiği sadece bu örnekten dâhi kolaylıkla anlaşılmaktadır. Laktoz intoleransı, esasında yeryüzünde insanların büyük bir kısmında görülen ve evrimsel açıdan bakıldığında normal fizyolojik proseslere sahip bir durumu belirtmektedir. Bir başka bir örnek olarak, Uzak Doğu’da aldehit dehidrojenaz üzerindeki bir mutasyon sonucu görülen alkol intoleransında alkol tüketimine bağlı olarak toksik düzeylerde asetaldehit birikimi olmaktadır. Bu durum üzerindeki seçilim mekanizmasının ve avantaj durumu ise henüz netliğe kavuşmasa da alkolizmin ve karaciğer problemlerinden korunmaya yönelik bir avantaj olabileceği değerlendirilmektedir. Tüm bu örnekler, genetik varyasyonlar, mutasyonlar ve seçilim mekanizmalarının hastalık ve sağlık koşullarının evrimsel açıdan göreliliğine ve çevreyle olan ilişkisine vurgu yapmaktadır.


Ek okuma önerisi: Süt İçmenin Evrimi


İnsanlarda “ırk” kavramı ve genetik bulgular üzerine kısa bir açıklama

İnsanlarda modern genetik bulgular, genetik farklılıklara rağmen insan türünde belirgin bir ırk konseptinden ya da ırklaşmadan söz edilemeyeceğini ortaya koymaktadır. Etnisitenin, evrimsel tıp perspektifinden bakıldığında birtakım hastalıklar için risk faktörleri üzerinde belirgin bir farklılık yarattığı ve popülasyonların çevresel koşullara geliştirdiği yanıtlarda farklılıklar meydana getirdiği bilinse de, coğrafî ataya göre etnik gruplamaların bilimsel açıdan pek çok kusuru bulunmaktadır. Son dönemde modern tıpta çok daha yüksek bir sesle dile getirilmeye başlanan “bireye özgü tıp” yaklaşımlarının yeni genomik sahası, insan popülasyonlarının birey-üstü karakteristikleri ve özellikleri üzerinden belirlenmiş kriter ve tedavi yöntemleri yerine de, artık tümüyle, genetik varyasyonlarının önemini ortaya çıkaracak şekilde, yalnızca bir bireyin DNA’sı üzerinden, bir başka insanın genom bilgilerinden keşfedilmiş bilgiler odağında olmadan tedavi metotları geliştirmeyi hedeflemekte ve ilgili bireyin yaşadığı problemlere yine o bireyin genomu içerisinde çözümler aramaktadır. Bireye özgü tıp yaklaşımı da kuşkusuz genetik varyasyon, adaptasyon ve seçilime vurgu yapan evrimsel yorumlamaları kullanacaktır.

Ek okuma önerisi: Evrimsel Tıp Bireye Özgü Tıbbın Geleceğini Nasıl Şekillendirebilir?

Hastalıklar neden var? Hastalıkların hiç var olmaması olası mıdır?

Bu soru, insan evrimiyle bir şekilde ilgilenen hemen herkesin aklına takılacaktır: evrim, organizma biyolojisini optimize eden ve doğaya karşı uyumunu koruyan efektif bir sistem ise, hastalıklar neden milyonlarca yıldır elenmedi ve hâlâ on binlerce hastalıkla mücadele etmek durumunda kalıyoruz? Konuya dair en güzel açıklamalar, ünlü evrimsel psikiyatr Randolph M. Nesse ve evrimsel biyolog George Williams’tan gelmektedir:

  • Doğal seleksiyon nispeten yavaş bir süreçtir (evolutionary mismatch): bedenlerimiz hemen her nesilde, hâlihazırda adapte olmuş olduğu çevreden daha yeni bir çevreyle karşılaşır. Her yeni nesilde, organizmanın uyumlu olduğu çevre ile yaşadığı çevre arasında farklar meydana gelir ve evrimde “mismatch” adı verilen evrimsel uyumsuzluklar ortaya çıkar. Çevre-organizma uyumsuzluğu, hastalıkların orijinine dair genel bir konsepttir.
  • The Red Queen Effect”: evrimsel açıdan daha eski olan patojenlerin çevreye adapte olma kapasiteleri ve üreme hızları, bizden çok daha yüksektir ve her nesilde, hızla üreyen ve çevreye adapte olan patojenlerle birlikte yaşamak ve onlarla her nesilde mücadele etmek zorundayız. Üstelik mücadele yöntemlerimiz her nesilde yeni bir boyut kazanmalıdır.
  • Seçilim kısıtlıdır: seçilen her özellik, aynı zamanda bir şeylerden ödün-vermedir (trade-off). Bu süreç asla mükemmel bir seçilim meydan getirmez. Seçilimle her çevreye uyumlu “mükemmel ve tam verimli” organizmalar ortaya çıkmaz. Doğal seleksiyon, ayrıca, hâlihazırda mümkün koşullar ve seçenekler üzerine işler.

Evrim biyolojisinde, sağlıkla ilgili yorumlamalarda sıklıkla gözden kaçan ya da yanlış algılanabilecek birtakım olgunun üzerinde durmakta fayda vardır. Onlardan ilki ve en önemlisi, organizmaların “çok daha güçlü, sağlıklı, mutlu, acısız veya uzun ömürlü” olmak üzere seçilmek zorunda olmadıklarıdır. Organizmaların seçilimini belirleyen faktör, üreme başarısı ve kabaca uyum gücüdür. Çok basit bir örnek vermek gerekirse, birtakım savunma mekanizmaları (acı, ağrı, ateşlenme, bayılma, kusma, şok, öksürük, hapşırma veya ishal gibi) organizmada bir huzursuzluk ve rahatsızlık meydana getirir. Fakat öte yandan, bu tip huzursuzlukların esasında organizmanın yaşamını koruyan ve büyük çerçevede neslin devamını sağlayan oldukça önemli adaptasyonlar olduğu gözden kaçmamalıdır. Organizmalarda birtakım huzursuzluklar, birer evrimsel adaptasyon olarak uyarılma (alertness) sağlayarak canlıda rahatsızlık meydana getirme pahasına yaşamın bütünlüğünü korumaktadır. Bu tip uyarımlar, ciddi bir patolojinin erken sinyalleri olarak değerlendirilebilir. Burada da yukarıda verdiğimiz şekilde bir ödün-verme durumunun söz konusu olduğu rahatlıkla görülebilir.

Ek okuma önerisi: Laktaz Direncinin Evrimsel Genetiği ve Sütü Sindirebilmek

Biyolojik evrim hususunda bazı popüler yanlış yorumlamalar

Bir tıp fakültesi öğrencisinin, özellikle hastalık ve tıbbın kavranışında evrimsel perspektiflerin etkisini öğrenirken yanlış yorumlaması olası birkaç durumdan söz etmek mümkündür. Buradaki açıklamalarda büyük oranda Nesse ve Williams’ın çalışmalarına dayanmaktadır. Bu yanlış yorumlamalardan birkaçı aşağıdadır:

  • Doğal seleksiyon primer olarak “en uygun olanın hayatta kalması” prensibine göre çalışır “survival of the fittest”. Bu yaklaşım kısmî olarak doğru olsa da evrimde vurgu yapılması önemli olan kavram, üreme başarısıdır.
  • “Seleksiyon, türün her zaman yararınadır.” Bu yaklaşım, hatalıdır. Seleksiyon, herhangi bir türün yararına ya da zararına olacak şekilde önceden belirlenmiş bir prosesi barındırmaz.
  • “Doğal seleksiyon genellikle optimal bir dizayn sağlar.” Doğal seleksiyon canlıları ilgili çevre koşullarından hepsinin üstesinden şekilde “tasarlanmış” organizmalar yapmaz.
  • “Kusurlar tümüyle doğal seleksiyonun yavaş olmasından kaynaklanır. Doğal seleksiyon çok hızlı işleseydi mükemmele daha çok yaklaşırdık”. Hayır. Organizmaların “mükemmel birer organizma” olmamalarının altında yatan çok fazla sebep vardır ve doğal seleksiyon hızı, bunların yalnızca küçük bir parçasını oluşturur.
  • “Doğal seleksiyon, daha sağlıklı ve uzun ömürlü bireyler meydana getirir.” Hayır. Doğal seleksiyonun böyle bir fonksiyonu yoktur. Doğal seleksiyon üreme başarısını jenerasyonlar boyunca maksimize eder, sağlık ve uzun ömürlülük ancak üreme başarısına etki ettiği ölçüde evrimde anlamlıdır.
  • “Genetik hastalıklar doğal seleksiyonla elenmeyen mutasyonlar sonucu oluşur.” Doğrusu, pek çok genetik hastalık, yeni çevrelerle etkileşen birden fazla gen nedeniyle meydana gelir.
  • “Doğal seleksiyon, üreme dönemi sonrasındaki hiçbir şeyi etkilemez.” Bu yaklaşım pek çok tür için geçerli olsa da, insanlarda akraba seçilimi ve kültürel evrim bu süreci oldukça güçlü bir şekilde etkilemektedir. Burada önem kazanan bir hipotez olarak “büyükanne hipotezi” vurgulanabilir.

Son Buzul Çağının bitişi ve Holosen devri

Belki de insan evriminin modern hastalıklar üzerine en önemli etkisi, şu anda içerisinde olduğumuz Holosen döneminin başındaki dramatik değişiklerle ortaya çıkmıştır. Yaklaşık 11000 yıl önce gezegenimiz birtakım buzul çağları atlatmış ve iklim, neticesinde daha stabil ve ılık bir hâle bürünmüştür. İklim değişikleri, modern insanların yeryüzüne göçlerini etkileyen en önemli faktörlerdendir. Göçlerle birlikte, insanların yaşam ve beslenme tarzları da değişmiştir. Bu dönemlerde göçler akabinde insanlar klâsik avcı-toplayıcı yaşam tarzından, yerleşik yaşama doğru bir yaşam stilini izlemişler, bitkileri üretmişler, hayvanları evcilleştirmişler, birlikte yaşamaya başlayıp küçükten birlikler oluşturup barınaklarda yaşamaya başlamışlardır. Birlikte yaşama tarzı, insanların üreme, beslenme, barınma gibi pek çok özelliğini doğrudan etkilemiş ve nüfusta ciddi artışların önünü açmıştır. Elbette birlikte yaşam, beraberinde birtakım bulaşıcı hastalıkların etkisini de artırmıştır. Yaşam tarzımız ve beslenmemizdeki önemli değişikler, bugün modern toplumlardaki pek çok hastalığın birincil nedenini oluşturmaktadır.

İnsan diyetinde Post-Paleolitik değişimler

Meyveler, pek çok primat türü için en önemli besin kaynakları arasında yer alır. Bunun bir istisnası, üç-renk stereotipik görüşe sahip olmayan bazı maymunlar olup bu canlıların majör besin kaynağı yapraklardır. Modern insanlara bakılırsa, insanlarla birlikte primatların önemli bir özelliği olan meyve tüketiminin değiştiği görülmektedir. Bu değişime insanların henüz tamamen adapte olup olmadıkları tartışmalıdır. Yalnızca bir kısım primatlar memeli eti yemekte ve bu tüketim, günlük kalori alımlarının oldukça az bir kısmına denk gelmektedir. Tersine, insanların büyük bir kısmı büyük oranda kırmızı et ve beraberinde doymuş yağ tüketmektedir. Erişkin dönemde hayvan sütü tüketimi bireye çeşitli besleyiciler, mineraller ve su alımı sağlamaktadır. Sütün besleyici özelliği, insanlarda tüketimine yönelik bir seleksiyonun nedeni olabilir. Fakat doğada ilginç bir şekilde bir memeli, annesinden süt aldığı ilk dönemler dışında, olgun dönemde farklı canlıların sütlerini tüketmeye yönelik ciddi bir eğilim göstermemektedir.

Tablo 2: İnsan diyeti, aktivitesi ve hastalıklarında post-paleolitik dönem değişiklikleri. Evrimsel değişimlerin insan sağlığı ve hastalıklar üzerinde etkisi apaçık ortadadır.

Besinler ve çeşitli durumlar Avcı-toplayıcılık Tarım dönemi Batılı diyet
Meyveler ++++ ++ +
Kabuklu yemişler ++++ ++ +
Yumru köklü gıdalar ++ +++ ++++
Mısır + +++ +++
Pirinç Neredeyse yok +++ +++
Buğday Neredeyse yok +++ ++++
Kırmızı et + (yağ az) ++ (yağlı) ++++ (çok yağlı)
Süt ve süt ürünleri Neredeyse yok +++ ++++
Lif ++++ +++ +
Fiziksel aktivite ++++ +++ +
Obezite, kalp hastalıkları, diyabet Nadir Değişken Yaygın

Ek infografik önerisi: Hastalıkların Evrimine Genel Bakış: Bir Darwinci Çerçeve

Endüstriyel dönemde hastalık insidansına etki eden davranışsal değişiklikler

Alt ve üst molar dişler (wisdom tooth), çene anatomisinin evrimine paralel olarak vestigial özellik kazanmıştır.

Alt ve üst molar dişler (wisdom tooth), çene anatomisinin evrimine paralel olarak vestigial özellik kazanmıştır.

Bu konuyla ilgili örneklerden çarpıcı olanlarını burada aktarma gereği duyuyoruz. Miyopluk, bununla ilgili en güzel örneklerden biri olabilir. Miyopluk, Aborijin halklarında neredeyse hiç görülmezken, özellikle ciddi okumalar yapan ya da yakın mesafede aktiviteleri bulunan Batılı halklarında çok ciddi oranlarda artmıştır. Genetik faktörler buna katkıda bulunurken, çocukluktan başlayarak gözlerimizi kullanma biçimimizin gözlerde refraktif hataları ve oküler büyümeyi etkilediği bilinmektedir. Bir diğer modern davranış patterni ise, geleneksel anne-çocuk birlikte uyuma davranışının azalması ve ani bebek ölümlerindeki artıştır. Modern dönemlerde yiyeceklerin sertliğinin değişimi çiğnemeyi ve akabinde gingiviti azaltsa da çene boyutunda evrimsel süreçte küçülmeler, dişler üzerinde olumsuz etkiler yapmış ve molar dişlerde fiziksel rahatsızlıklar yaratmıştır. Üçüncü molar diş vestigialitesi, buna örnek olarak verilebilir. Bir diğer önemli değişim de modern dönemde kadınların çeşitli hastalıklarla birlikte gelen üreme periyodlarındaki değişimlerdir. Arkaik dönemde insan dişileri, daha fazla çocuk doğurma eğilimi göstermektedir ve çocukların önemli bir kısmı henüz ilkin zamanlarda ölmektedir. Yakın dönemlerde, survivali artan çocukları uzun süre emzirme davranışı, beraberinde yaşam dönemi boyunca daha az sayıda menstrüasyonu beraberinde getirmektedir. Gelişmiş ülkelerde menarş yaşı endokrin sistemdeki değişimler, modern yaşam kimyasalları ve beslenmedeki gelişimlere bağlı biçimde, progresif olarak düşmektedir. Ayrıca gelişmiş toplumlarda bir kadının sahip olduğu çocuk sayısında da ciddi düşüşler meydana gelmiş; çok yakın dönemdeki bu değişim, kadınlarda emzirme frekansı ve süresini düşürmüştür. Bu değişikler, çağdaş toplumlarda “pozitif ve güçlü bir kadın” rolüne vurgu yapsa da, evrimsel açıdan durum o kadar olumlu olmayabilir. Nitekim tıp literatüründe bazı çalışmalar, erken menarş, çocuk sahibi olmama ve emzirmemenin, meme ve over kanseri risklerini artırdığına yönelik bulgulara sahiptir. Bu durum, endüstriyel dönemde evrimsel doğamıza uygun olmayan birtakım davranışların sağlık üzerinde de etkili olabileceğine dair örnek teşkil etmektedir.

Hijyen Hipotezi

Kültürel evrimimizin bir diğer sonucu da, otoimmün hastalık risklerinin artması olabilir. Esasında tıpta epidemiyoloji ve halk sağlığı çalışmaları, enfeksiyonları bir ölçüde azaltıp bireylerin yaşam süresini belirgin bir şekilde artırmıştır. Diğer yandan, evrimsel bakış açışının bu noktada önemli bir meydan okumasıyla karşılaşmaktayız: ciddi biçimde artan hijyen ve mikroorganizmalardan tümüyle arındırılmış bir çevre, beraberinde mikrobiyomlarımızın ve immün sistemimizin adapte olmadığı bir çevre demektir. Modern dönemde alerjilerin ve birtakım otoimmün hastalıkların kökeninin bu tip bir evrimsel geçmişe sahip olduğu bilinmektedir. Bu, otoimmün hastalıkların varlığına dair ortaya atılmış önemli bir iddiadır: artan çevre temizliği, otoimmün hastalık riskini artırmaktadır. Görüldüğü üzere, evrimde bütünüyle verimli, kusursuz ya da “çok iyi tasarlanmış” bir proses işlememektedir; dahası her yeni nesilde yeni niteliklere ve avantajlara karşın yeni ödünler verilmektedir. Bu, doğanın işleyişinde entelektüel zihinlerin kavraması gereken ilk prensiplerden biridir.

“Tasarruflu Gen” Hipotezi

Yeryüzünde en bol bulunan şekerlerden glukozun halkalı formu.

Tasarruflu gen hipotezinde, modern uygarlıklar ve arkaik toplumlar arasında, besine ulaşım imkânı bakımından farklılıklar ön plana çıkarılır. Arkaik dönemde, spesifik bir besin grubuna ulaşım, örneğin karbonhidratlara erişim, modern döneme göre pek çok nedenden ötürü ortalama bir insan için daha zordur. Bu nedenle insanlar, elde ettikleri besinleri koruma, tasarruflu tüketme ve tükettiğinden maksimum verim almaya yönelik adaptasyonlar geliştirdiler. Fakat toplumsal ve kültürel evrimle birlikte, gerek sanayi imkânları gerekse bilimsel değişimler, insan besinlerinin çeşitliliğini ve miktarını büyük ölçüde artırdı. Bugün gerçekten de yeryüzünde, insanlık tarihinde hiç olmadığı kadar bir şeker bolluğu vardır. İnsanların bulunduğu hemen her yerde ve her yaşam biriminde en temel, kolay ve ucuz besinler olarak şekerlere rastlarız. Bu durum, ortalama bir insan için besine kolaylıkla erişmek ve besine erişmek için çok ciddi bir mücadele vermemek anlamına gelmekte; fakat o insanın biyolojisi için o besin hâlâ arkaik dönemdeki gibi bir anlamı korunmaktadır. İşte tam bu noktada, tahmin edilebileceği üzere besin için verilmesi muhtemel mücadelenin azalması, besin bolluğu ve uzun süreli basit besinlerin (şekerlerin) tüketimi, insan metabolizmasında anormal değişimler meydana gelme potansiyelinin artması (insülin rezistansı) demektir. Bu değişimler de, modern dönem hastalıkları olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu hastalıklardan şeker tüketimiyle ilgili olanlar arasından en bilinenleri obezite ve tip II diyabettir. Şeker için olan durum, belirli yağlar için de geçerli olmakta ve karşımıza modern dönemin en önemli sağlık problemlerinden olan kardiyovasküler problemler olarak çıkmaktadır. Potansiyel olarak, arkaik dönemde az tüketilip modern dönemde çok tüketilen herhangi bir besin grubunun aşırı tüketiminin, insanlarda belirli bir grup hastalığa neden olması kaçınılmaz gibidir. Bu durum, tuz gibi birtakım mineraller için de geçerlidir. Artan tuz tüketimi, insanlarda hipertansiyon ve böbrek problemlerini beraberinde getirmiştir. Buradan, evrimsel olarak insan diyetinin değişiminin, modern hastalıklara anlamakta ne kadar hayatî bir konumda olduğunu çıkarsıyoruz. Modern hastalıklara evrimsel yaklaşım, her tıp profesyonelinin bu nedenle sahip olması gereken temel bir perspektifi bünyesinde barındırmaktadır.

İnsan ömrü: tıbbın geleceği için bir evrimci çerçeve

Modern tıpta pratik olarak önemli olan şey, yaşam süresinin evrimi ve uzun ömrü sağlayacak şekilde bir eğilimin olmasıdır. Evrimsel perspektiften düşünüldüğünde, daha önceden belirttiğimiz gibi, artan yaşam süresi evrim açısından üreme başarısına etki etmediği sürece ciddi bir anlam ifade etmeyecektir.  Bu bağlamda, avcı-toplayıcı toplumlarda ortalama ömrün modern insanlara göre kısa olduğu bilinmesine rağmen, bu tür gruplarda bazı bireylerin çok daha uzun yaşamış olduğu bilinmektedir.  Bu durum büyük insansı maymunlarda, tıbbî girişim olmaksızın yaşam süresinin sürekli olarak 50 ile 60 yaş aralığında kısıtlanması şeklinde görülmekte; bu da insanlarda önceden uzun ömre dair bir seçilim olabileceği fikrini güçlendirmektedir. Bu seçilim, makalede önceden belirtiği gibi bir “büyükanne hipotezinden” (üreme sonrası dönemde bulunan dişilerin torunlarında genlerinin aktarılmasına katkıda bulunduğuna yönelik bir sav) ya da insanların erken yaşam öykülerindeki değişimlerden kaynaklanmış olabilir. Uzun ömür, insanlarda rastlantısal olarak seçilmiş de olabilir. Ömür uzunluğuna dair hipotezlerin listesi kabarıktır. Bunlardan bağımsız şekilde bulaşıcı hastalıklar, travmalar ve şiddetten kaynaklanan erken ölümlerde modern bir azalma, üreme döneminde bulunan bireylerin sağlıklı bir şekilde yaşam sürmesi olasılığını artırmış ve yaşam beklentisi eğrileri arasında belirgin bir bükülme noktası meydana gelmemiştir. Bazı Batılı ülkelerde 100 yaşını geçen insanların oranı yeni nesillerde %5000’e kadar artmıştır. Bu durum, halk sağlığı ve modern tıp çalışmalarının bir başarısı gibi gözükse de, gelecek için birtakım sosyal ve tıbbî soruların önünü açmaktadır. İnsanlar, kardiyovasküler hastalıklar ve kanser gibi ölümcül problemlerden kurtulsalar dâhi ilerleyen yaşlarda Alzheimer’a yakalanabileceklerdir. Alzheimer’dan korunup beyin sağlıklarını muhafaza ettiklerinde bile, bu kez birtakım kas ve iskelet sıkıntılarıyla (osteoartrit) boğuşacaklardır. Bu nedenle, bütüncül bir tıbbî bakım, evrimsel düşünceyi gereksinmekte, insan evriminden kaynaklanan problemler, modern tıbbın hastaya bakışında göz ardı edilmemelidir.

Bu makalede, Varki’nin 2012 yılında yayımladığı “Nothing in medicine makes sense, except in the light of evolution.” başlıklı çalışmasından ve çalışmasında kullandığı referanslardan ileri okumalar yapılmak suretiyle yararlanılmış olup makale, Evrimsel Tıp Topluluğu bünyesinde yayımlanan diğer makalelerle desteklendirilmiştir.

Hazırlayan: Necdet Ersöz (Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Evrimsel Tıp Topluluğu)

Referanslar ve İleri Okumalar

  1. Varki, A. (2012). Nothing in medicine makes sense, except in the light of evolution. Journal of Molecular Medicine,90(5), 481-494. doi:10.1007/s00109-012-0900-5
  2. Öztürk, U. O. (2015). Laktaz Direncinin Evrimsel Genetiği ve Sütü Sindirebilmek. erişim tarihi Ocak 07, 2017, bağlantı https://goo.gl/nrhpuO
  3. Çapar, D. (2016). Süt İçmenin Evrimi. erişim tarihi Ocak 07, 2017, bağlantı https://goo.gl/G3MIb9
  4. Gluckman, P. D., Beedle, A., Buklijas, T., Low, F., & Hanson, M. A. (2016).Principles of evolutionary medicine. Oxford, United Kingdom: Oxford University Press.
  5. Nesse, R. M., & Williams, G. C. (1994).Why we get sick: the new science of Darwinian medicine. New York: Times Books.
  6. Crompton RH, Sellers WI, Thorpe SK (2010) Arboreality, terrestriality and bipedalism., Philosophical transactions of the Royal Society of London. Series B, Biological sciences, 365 (1556):3301–3314
  7. Dobzhansky T (1973) Nothing in biology makes sense, except in the light of evolution. The American Biology Teacher, 35:125–129
  8. Hammer MF, Woerner AE, Mendez FL, Watkins JC, Wall JD (2011) Genetic evidence for archaic admixture in Africa. Proceedings of the National Academy of Sciences, 108(37):15123–15128
  9. Nesse, R. M., & Williams, G. C. (1994).Why we get sick: the new science of Darwinian medicine. New York: Times Books.
  10. Nesse RM (2011) Ten questions for evolutionary studies of disease vulnerability. Evolutionary Applications, 4:264–277
Reklamlar

6 responses to “Evrimin Işığını Tıbba Yöneltmek: Tıp Literatürü ve Evrim

  1. Geri bildirim: Temel Makaleler 02: Evrimsel Tıbbın İnsana Bakış Açısı | Evrimsel Tıp·

  2. Geri bildirim: Evrimsel Tıp·

  3. Geri bildirim: Akne ve Sindirim Kanalı İlişkisine Evrimsel Perspektif | Evrimsel Tıp·

  4. Geri bildirim: Temel Makaleler 05: Tarihsel-Akademik Dinamikleriyle Evrim, Tıp ve Biyolojinin Komparatif Özeti ve Entegre Yaklaşım | Evrimsel Tıp·

  5. Kullanıcı yorumu, içerdiği bilimsel yanlışlar ve niteliksiz kritikler nedeniyle Evrimsel Tıp Topluluğu tarafından kaldırılmıştır.

    Beğen

Soru, Görüş ve Eleştirileriniz: (Uygunsuz İçerikler Kaldırılacaktır)

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s