Evrim Düşüncesi ve Tarihi

EVRİM DÜŞÜNCESİ VE TARİHİ

Yazar: Doğa Çapar (Ufuk Üniversitesi Tıp Fakültesi, Evrimsel Tıp Ekibi)

Bir düşünce şekli olarak evrim, zannedildiği gibi Darwin’e değil çok daha eskiye dayanan bir fikirdir. Bu yazımda evrim düşüncesini mitoslardaki temelinden alıp günümüze kadar getirerek çok daha iyi anlaşılmasını sağlamaya çalışacağım.

Anaksimandros

Miletli Anaksimandros

Aslen evrimsel düşüncenin temelleri Miletli Anaksimandros (MÖ 560) tarafından atıldı. Bu fikrinin gelişmesinde ise, ilk su kütlesi olan Nun’u temel alarak ortaya atılan, Mısırlıların Nil’in taşan sularından dolayı meydana gelen çamurdan oluşan yaşam fikri ilham olduğu sanılmaktadır. İlk kozmolojik ve jeolojik evrim iddialarında da bulunan Anaksimandros, devamında biyolojik evrimle ilgili düşüncelerini de önceki inançları rasyonelleştirerek geliştirdi. Anaksimadros, dünyanın bir zamanlar su ile kaplı olduğunu, ancak sonradan ısınarak buharlaşan suyla karaların ortaya çıktığını, insan da suda yaşayamayacağına göre başlangıçtaki canlıların insan olmayacağını (deniz kestanelerine benzeyen yaratıklar) söylemişti.

Sonrasında presokratik Yunan felsefesindeki en önemli evrimsel fikir Efesli Herakleitos’tan geldi. Çoğumuzun işittiği gibi “Aynı nehirde iki kez yıkanılmaz.” diyerek bir ‘süreç’ oluşturmuş ve bu sürecin de betimlenebilmesi için bir başvuru noktası (orijin) anlayışını oluşturmuştu. Tahmin edilebileceği üzere sürekli değişim fikri insanlara anlaşılmaz ve zor gelmiş, böylece tepkilerin doğmasına neden olmuştu. Bu tepkilerden biri de Elea’lı Parmenides’ten (MÖ 475) değişimin bir kandırma olduğu şeklinde geldi. Hasbelkader Elea’lının değişmezlik fikrine karşı Akragas’lı Empedokles (MÖ 450) canlıların sırayla belirli unsurların eklenerek geliştikleri şeklindeki fikriyle, Herakleitos’a destek oldu. Ancak Empedokles’in tarihteki daha da büyük rolü, Darwin ve Wallace’ı Aristo’nun metinlerinde Empedokles ile bağlantılı olarak bahsedilen doğal seçilim fikrine yönlendirmesi oldu. Filhakika, Aristo elbette evrim fikrine, her ne kadar Plato’nun Akademi’ye kendi yeğenini getirmesiyle kendisini hem Atina’dan hem de idealizm düşüncesinden uzaklaştırmış olsa da, teleolojik bakış açısından ötürü karşı çıktı. Ancak mevcut durum gene de ‘değişimi’ engelleyememişti.

Aziz Augustinus

Aziz Augustinus

Sokrates’in gelişiyle beraber, öncesindeki kısa bir süre gün yüzünde olan İyonya ekolü göz ardı edildi; idealar fikrini Plato’nun zirveye ulaştırması ve Hıristiyanlığın da yayılmasıyla tam anlamıyla ortadan kalktı. Buna rağmen Kuzey Afrika’lı Aziz Augustinus gibi bazıları çevrenin ve canlıların değiştiğini gördüler. Eğer herkes Adem’den geldiyse o zaman yeni nesillerin de zaman içerisinde değişime uğramaları gerektiğini söyledi. Ancak gene de evrim, Hıristiyan yaşam tarihinde önemli bir yer tutmadı. Müslümanlar tarafından günümüz biyolojik evrimine daha yakın görüşler ortaya atılsa da 14. yüzyıldan sonra İslam dünyasında görülen sosyal ve entelektüel çöküş ile beraber bu fikirler de ortadan kalkmıştır.

  1. yüzyılla beraber Reform hareketlerinin başlamasıyla Melanchthon ve Jean Calvin ile beraber ilk defa Kutsal Kitap’ın dışında, deistik bir doğa bilimleri eğitim vermeye başlanmıştı. Bu şekilde neredeyse 2000 yıldır Avrupa’da görülmeyen bir din dışı merak kök salmaya başladı. Leuuwenhoek’un mikroskobu keşfiyle daha da fazla gözleme dayanan bir doğa bilimleri anlayışı gelişti ve güçlendi.
  2. yüzyılda ise, zamanında Galileo’nun neden olduğu bilim ve din arasındaki astronomik uyuşmazlık, Danimarkalı Nicolaus Stenonis ile jeolojik bir boyut kazanacaktır. Yer çalışmalarıyla ilgili çalışmalar yapan Stensen’ın çalışmaları 1666 yılında bazı balıkçıların dev bir köpekbalığı yakalamaları, bunu Toskana Dükü’ne sunmaları ve Dükün de kadavrayı incelemesi için Stensen’e vermesiyle iyice başladı.
Stensen

Stensen

Stensen’ın incelediği en önemli bölüm ise hayvanın dişleri olmuştu. Ancak kendince ilginç bulduğu şey, bu dişlerin zamanında eczanelerde panzehir adı altında satılan “dil taşı”yla olan benzerliği idi. Buradan çıkardığı sonuç ise şuydu: Köpekbalığı denizde yaşadığına göre, denizin yumuşak kayaçlarında ölen köpekbalıkları dişlerinin taşlaştığı ve yumuşak tabakanın da sertleşip su yüzüne çıktığı… Çünkü bu dil taşları dağlık alanlardan çıkartılıyordu. Her ne kadar bazı bulgularında yanılsa da, Stensen’ın bugün yaşamayan hayvanların, zamanında “içinde kalıntılarının bulunduğu kayacın oluştuğu zamanda yaşadığı” fikri bugünkü jeolojik ve paleontolojik çalışmaların da temelini oluşturmaktadır.

  1. yüzyıl Aydınlanma Çağı’nın en önemli temsilcilerinden biri olan Comte de Buffon Histoire Naturelle kitabında hem türlerin bolluğuna hem de türler içindeki çeşitliliğe dayanarak tüm hayvanlar için bir “ana vatan” tespit etmeye çalışmıştı. Bu ise doğal olarak canlıların tek bir merkez olan Cennet’ten değil de belirli yaratılış merkezlerinden yaratıldığı düşüncesiyle Kutsal Kitap’a ters düşmüş oluyordu. Bu yaratılış merkezlerinden uzaklaştıkça, iklim ve besin kaynaklarındaki değişimler sonucu türler dejenere oluyor ve ırklar ortaya çıkıyordu.
Comte Buffon

Comte de Buffon

Histoire Naturelle kitabının 5. cildinde canlıların cansız varlıklardan kimyasal sentez yoluyla organik bileşiklerin ortaya çıkmasıyla meydana geldiği fikri yer alıyordu, ancak Buffon’un kendisi bunu destekleyecek yeterince gözlem olduğunu düşünmüyordu. Türlerin değişmezliğine olan inancını yanlışlayacak jeolojik verileri olmasına rağmen türlerin değişmediği konusunda ısrar etmişti. Bütün bu bulgu ve fikirleriyle Buffon, türlerin değişmezliği fikriyle Cuvier’yi ve de eksikleri de olsa türlerin oluşma fikri ile Lamarck’ı etkileyecekti.

  1. yüzyılın sonu 19. yüzyılın başlarında evrime önemli katkıları bulunan iki önemli bilim insanı çıkageldi: Georges Cuvier ve Monnet de Lamarck. Her ikisini de organların amaç birliği içerisinde olduğu ve gözlem ile eleştiri fikirleriyle etkilediğini bildiğimiz Alman zoolog Kielmeyer, Lamarck’ı doğa felsefesi açısından Cuvier’i ise anatomik açıdan temellerini atmıştı.

Lamarck iki önemli fikri dile getirmişti. Biri vücudun kullanılmayan kısımlarının küçülüp kullanılanların büyüyeceği, ikincisi ise vücutta çevre etkisiyle oluşan değişimlerin çocuğa yansıyacağıydı. Ancak meslektaşı Cuvier, Lamarck’ın görüşlerini destekleyecek verilerin olmamasından yakınıyordu, ki Cuvier’e göre bilim temelsiz, uydurulmuş tahminlerle değil, eldeki verilerle yapılan yorumlara dayanmalıydı. Sibirya’dan gelen donmuş mamut bedenleri ve Napolyon tarafından Fransa’ya getirilen mumyaların da desteğiyle, ani gelişen jeolojik değişimlerle gelen ani biyolojik değişimleri destekliyordu. Bakıldığında o zamanlardaki en büyük tartışma konusu da biyolojik değişimlerin hangi hızda ve hangi mekanizmalarla geldiğiydi.

Darwin

Charles Darwin

Evrim tarihinde adeta bir devrim niteliğindeki fikirleriyle öne çıkan kişi Charles Darwin olsa gerek. Darwin önceleri Edinburgh Üniversitesi Tıp Fakültesine girdi, ancak cerrahi ile arası iyi olmadığından tıbbı bırakmak zorunda kaldı, babası ise onu Cambridge Üniversitesi İlahiyat Bölümüne yolladı. Tıbba nazaran ilahiyatta dersleri daha iyi olmasına rağmen Darwin ilahiyatla değil doğa tarihiyle ilgileniyordu. Bir gün, Cambridge’ten botanik profesörü Henslow’un tavsiyesiyle Kaptan FitzRoy’un yönetimindeki Beagle gemisiyle dünya turuna çıktı. Her ne kadar babası bu yolculuğa karşı çıksa da kayınbiraderinin ikna etmesiyle işler yoluna girdi. Yola çıkmadan önce ise Profesör Henslow, Darwin’e Charles Lyell’ın “Jeolojinin Prensipleri” kitabının birinci cildini hediye etti, ancak içindeki hiçbir bilgiye inanmaması konusunda onu uyardı.

Gemi seyahati sırasında fosil ve canlı gözlemleri yapan Darwin şunları görmüştü. Örneğin Güney Amerika’da soyu tükenmiş armadillo fosilleri bulmuştu ancak bunlar o sırada orada yaşan armodillolara benzeseler de tamamen aynıları değillerdi. Pampalar’da yaşayan devekuşları güneye gidildikçe yerlerini daha ufak olan başka türle bırakıyordu ama onlar da Afrika’da yaşayanlarla aynı değildi. İleriki zamanlarda Darwin topladığı fosillerin üstlerine bulduğu yerlerin adı yazmayı unuttuğunu fark etti  ve anladı ki bu türler birbirlerinden ayrılırken coğrafi olarak izole olmuşlardı.

Lyell’ın gradualist ve uniformitarianist fikrinden etkilenen Darwin şunu düşündü: “Küçücük bir jeolojik değişiklik bile yüzlerce hatta binlerce yıl alıyorsa çok daha büyük olaylar milyonlarca yıl almış olmalıydı.” Evcil hayvanlarda insanın gerçekleştirdiği seçme olayına dikkat çeken Darwin, bu seçmenin doğada kendiliğinden çok daha uzun sürede gerçekleştiğini düşünmüştü. Bu sırada Malthus’un Nüfusun Prensipleri kitabında geometrik nüfus artışıyla aritmetik gıda artışından ötürü nüfusun daha fazla artamayacağını okuyan Darwin neden bazı türlerin, afet olsa da olmasa da, artmama nedenini fark etmişti. Bazen çevre şartlarından dolayı değişim engellenebilir, bazen türler hızla artabilirdi.

Wallace

Alfred Russell Wallace

Dikkatinizi çekerse Alfred Russel Wallace’den pek bahsetmedik, çünkü görülen o ki Wallace olmasa da doğal seçilim bilimin malı olacaktı. Çünkü 16 yıl geç de olsa bağımsız bir şekilde doğal seçilimi keşfeden Wallace, öncesinde “Yeni Türlerin Çıkışını Düzenleyen Yasa Hakkında” isimli yayımladığı bir makalesinde Darwin’in fikirlerine son derece benzeyen fikirler ortaya attı. Bu makaleyi okuyan Lyell, makaleyi Darwin’in de okumasını istedi ve bir an önce kitabını yayımlaması gerektiği konusunda uyardı. Anlaşılan Lyell Wallace’nin düşüncelerinin varacağı yeri fark etmişti, ancak görünen o ki Darwin bu durumdan pek endişe etmedi. Kişisel olarak tanışmasalar bile Darwin Wallace’yi önemli bir koleksiyoncu olarak tanıyordu ve gerek evrim gerek fosil ticareti için mektuplaşıyorlardı. 1858 yılında Wallace’den aldığı bir mektupla adeta hayal kırıklığına uğradı. Daha kitabının yarısını bitirmeden, Wallace mektupta Darwin’in  fikirlerinin birebir aynısından bahsediyordu. Bunun üzerine 1 Temmuz 1858’de Linneaus Cemiyeti’ne ortak bir sunum yapıldı. Buna rağmen Wallace doğal seçilimden her zaman “Darwin Teorisi” olarak bahsetti. Hiçbir zaman kıskançlık beslemedi, öyle ki Darwin’in cenazesinde tabutunu taşıyanlardan biri de o oldu.

Bakıldığında Darwin türlerin oluşma mekanizmalarına dair tam iddia ortaya atamıyor. Anlattıkları Goethe, Lamarck ve hatta Buffon’un bahsettiklerinden ibarettir. Türlerin kökeni probleminin çözümü ancak Mendel’in genetiği ve Hugo de Vries’in mutasyon teorileri ile verilebildi.

İşte geçmişten günümüze “değişim” fikri bu şekilde “değişerek” geldi…

Kaynaklar:

  1. Şengör A.M.C., Yaşamın Evrimi Fikrinin Darwin döneminin Sonuna Kadarki Kısa Tarihi
  2. Russel B., Bilim ve Din
  3. Futuyma Douglas, Evolution
  4. Hançerlioğlu O., Felsefe Ansiklopedisi, 1. Cilt
  5. https://tr.wikipedia.org/wiki/Charles_Darwin
Reklamlar

2 responses to “Evrim Düşüncesi ve Tarihi

  1. Geri bildirim: EVRİM DÜŞÜNCESİ VE TARİHİ | TorchWell·

Soru, Görüş ve Eleştirileriniz: (Uygunsuz İçerikler Kaldırılacaktır)

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s