Akrabalarımız Olan Hayvanlarda Ahlâkî Davranışlar

Akrabalarımız Olan Hayvanlarda Ahlâkî Davranışlar

Yazar: Hüseyin Ömer Semiz (Evrimsel Tıp Topluluğu – Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi)

apes

Birçoğumuz bazı hayvanlarda ‘insanlık’ örneği davranışlar görmüştür, peki bunlar gerçekten sadece ‘insan’larda ortaya çıkmış davranışlar mı? Hayvanlar paylaşmayı, işbirliğini, cezalandırmayı, empatiyi öğrenebilirler mi?[1] Yoksa bunlara doğaları gereği mi sahipler? Bu yazıda yapılan birkaç deney ve gözlemden bahsedeceğim.

İnsan davranışları, yargılama gücü çevreden etkilenerek ve çevreye adapte olarak şekillenir. Bunun örneklerini hayvanlarda görmek de mümkün. 1998 yılında Eduard Stammbach kapalı ortamda bir uzun kuyruklu makak grubunda, düşük rütbeli dişilere hoşlarına giden bir yiyecek olan patlamış mısırı elde etmelerini sağlayan bir tuş kombinasyonu öğretmiştir. Her ‘uzman’ düşük rütbeli dişi bireysel olarak eğitilmiş ve deney süresince yiyeceği bir günde sadece bir uzmanın elde etmesine izin verilmiştir. İlk deneylerde yüksek rütbeli dişi makaklar, düşük rütbeli dişileri ya makinadan kovalamış ya da tüm yiyecekleri ellerinden almıştır. Bunun sonucu olarak düşük rütbeli uzmanlar yiyecek elde etmeyi durdurmuş ve bir çok yüksek rütbeli makak davranışlarını değiştirmiştir. Çoğu yüksek rütbeli makak düşük rütbeli arkadaşına yaptığı tımarı ve yakınlığı arttırmıştır. Bu durum en çok, yüksek rütbelinin en fazla miktarda yiyecek aldığı durumlarda gözlemlenmiştir. İlginç bir şekilde yiyecek kaynağı kapatıldıktan sonra da bu yakın ilişki ortadan kalkmamıştır. Sonuç olarak uzmanların yeteneklerini gören bireylerin, karlarını en yükseğe çıkarmak için davranışlarını adapte ettikleri görülmektedir.[2] Duruma göre davranış değişikliğine doğadan bir örnek olarak Güney Afrika’daki Tanganika Gölü çevresinde yaşayan şempazeleri verebiliriz. Şempazeler genellikle ot yiyici hayvanlardır ama bu bölgenin en zorlu kurak ayları mayıs, haziran ve temmuzda şempazelerin davranışlarında bir sertleşme olur. Bu dönemlerde kendilerinden çok daha büyük ve vahşi hayvanları avlayabildiklerini göstermişlerdir. Ayrıca bereketli besin günlerinde iyi dost oldukları, yavrularının birlikte oyun oynadığı makakları avlayıp yiyebildikleri gözlemlenmiştir.[3]

Empati yapabilmek insanı insan yapan en önemli yeteneklerden biridir. Bu yetenek insanlar arasında sınırlı kalmaz ve hayvanlara yönelik de kullanılabilir. Peki hayvanların kendi içinde de  böyle bir davranışı var mıdır? 1959 yılında, Russel Church “Diğerlerinin Acılarına Karşı Farelerin Verdiği Duygusal Tepkiler” başlıklı bir makale yayımlamıştır. Kollu bir pres ile yiyecekleri almaları için fareler eğitilmiş, içlerinden birinin kollu presi kullandığında komşu bir farenin acı çektiğini farkettiği ve bu hareketi yapmayı bıraktığı gözlemlenmiştir.[4] Fare yemek yerine arkadaşının acı çekmemesini tercih etmiştir, bu tutum empatinin ya da daha sofistike bir davranışın göstergesi olabilir.

İnsanlarda empatinin taraf tuttuğu Zürih Üniversitesi’nde Grit Hein tarafından yapılan deneyde gösterilmiştir. İki karşıt futbol takımındaki bireylerde sadece kendi takımının üyelerine verilen acıda empati kurdukları hatta karşı takıma verilen acıda ise beyinlerinin haz bölümünün harekete geçtiği görülmüştür. Peki hayvanlarda da empati bireysel şeçicilik içerir mi? Dale Langford tarafından yapılan deneyde şeffaf cam tüplere konulan farelerin birine seyreltilmiş asetik asit içirilmiştir – araştırmacıya göre bu asit sadice bir karın ağrısına sebep olmaktadır. Asidi yutan fare duyduğu rahatsızlıkla gerinme hareketlerine başlamış ve bunu izleyen farelerden sadece acı çeken fare ile birlikte yaşayanlar acıyı kendisi hissediyormuş gibi daha duyarlı hale gelmiştir. Yabancı fareler ise bu durumdan etkilenmemiştir.[5]

 İnsanların eşlerine bağlılıkları güçlüdür ve bu bağlılığın onları fiziksel olarak etkileyebildiği şu şekilde görülür: İnsanlar uzun süre birlikte oldukları eşlerini kaybettiklerinde takip eden altı ay içerisinde, hayatta kalan eşin de ölümle yüzleşme oranının oldukça yüksek olduğu gözlemlenmiştir. Benzer bir durum hayvanlarda da gözlenir. Johan ve Rafia adlı iki karga hayatlarının büyük bölümünde aynı kafeste yaşamışlardır. Bir gün Rafia kafesten ayrılmış, geride kalan Johan sonraki günlerini inleyerek ve göğü tarayarak geçirmiş, birkaç hafta sonra ölmüştür. Bir başka örnek ise yaşlı bir kedi olan Diego ve genç sevgilisi Sarah’ın durumudur. Bu iki kedi yaklaşık 10 yıl boyunca yakın bir yaşam geçirmiş, Diego yaşlılık nedeniyle öldükten sonra Sarah genç ve sağlıklı olmasına rağmen yemeden kesilmiş ve iki ay sonra ölmüştür.[4]

Beklentiler sosyal ilişkinin bir parçasıdır ve birçok durumda davranışımızı belirler. İnsanlarda olduğu gibi hayvanlar da beklenti kurabiliyorsa ve bunun karşılığını alamayıp farklı bir tepki verebiliyorsa bu durum onların başka bir bireyi sosyal ve hatta ahlaki olarak yargılayabileceğini gösterir. 1920 yılında psikolog Eduard Tinkelpaugh, rhesus maymunlarının ve şempazelerin gösterilen ve sonrasında kutuya saklanan yemeğe, spesifik bir beklenti oluşturup oluşturmadıklarını gözlemlemiştir. Deneyinde iki farklı kutuya farklı tür yemekler koymuş ve deneğin bunu gördüğünden emin olmuştur. Sonra araya yiyeceğin gözükmesini engelleyen bir tahta koymuş ve kısa bir süre sonra tahtayı kaldırıp deneğin yemeği aramasına izin vermiştir. Bazen yemek daha önce gösterilen ile aynıdır bazen ise farklıdır. Eğer denek bir muzun konulduğunu görmüş ve bir muz bulmuşsa mutlu bir şekilde ulumuş ama bir marul bulmuşsa ya kızmış ya da şaşırmıştır. Hala bir primatın tatmin olma hissini tam anlayamıyoruz ama bu deney birçok kez yapılmış ve bize primat beyninin beklenti kurmaya ve sonucu yorumlamaya evrimleştiğini göstermiştir.[6]

İnsanlardaki mimiklerin çok ilginç ve karışık bir iç dünyayı yansıttığı söylense de, maymunların da pek çok eğilimlerini mimiksel işaretler ile anlattıkları öteden beri bilinmektedir. Maymunların bu ince yüz hareketlerini davranışsal açıdan sınıflandırma ve açıklama üzerine yapılmış bir çok çalışma vardır.[3]  Bu konuyla ilgili psikolog Robert Miller ve arkadaşları bir deney yapmıştır. İlk önce araştırmacılar rhesus maymunlarına özel bir ses duyduktan sonra verilen elektrik şokunu engellemek için bir tuşa basmayı öğretmişlerdir. Sonra bir maymunu -durdurucu- başka bir maymunun sadece canlı görüntüsünü gösteren bir ekranın ve şoku engellemek için bir tuşun bulunduğu odaya koymuşlardır. Canlı yayını yapılan maymun -duyucu- ise şokun geldiğini belirten bir ses cihazının olduğu odaya konulmuş ama maymuna şoku engelleyecek bir tuş verilmemiştir. Bu deneyde yapılan varsayım, duyucu maymunun sesi duyması, şok geleceğini anlaması ve korkusunu yüzünde ifade etmesi; durdurucu maymunun ise duyucunun mimiklerini anlayıp tuşa basmasıdır. Eğer tuşa basmazsa iki maymun da şoku hissedecektir. Deneyde şoklar rastgele verildiği için ve iki maymun birbirini duyamadığından şoku tahmin etmenin tek yolu duyucunun mimikleridir. Düşünüldüğü gibi durdurucu maymun, duyucu maymuna ses verildiği zamanlarda tuşa daha çok basmıştır. Miller maymunların mimikleri anlayabildiği sonucuna varmış ve hatta bir işbirliği içinde olduklarını önermiş, duyucunun sinyali verdiğini ve durdurucunun bunu anlayıp yorumladığını savunmuştur. Ama tam bir işbirliği olup olmadığı ve durdurucu maymunun, gerçekten duyucu maymunun duygularını anlayabildiği tartışmalı kalmıştır.[1]

İnsanlarda ahlakın, davranışların ve kişiliğin oluşumunda aile ortamında büyümenin önemli bir etkisi vardır. Peki bu durum hayvanlarda da geçerli midir? Harry Hallow doğduğu andan itibaren annelerinin yanından ayırarak tek başına büyümeye koşulladığı rhesus maymun yavrularının yaşantılarını, davranışlarını ayrıntıları ile gözlemlemiştir. Sahip oldukları her türlü olanağa rağmen oyun oynamasını bir türlü beceremeyen bu yavrular, sürekli olarak oldukları yerde sallanmakta, yerlerde sürünmekte, sadece hastalık niteliğinde ritmik tekrarlayan hareketlerde bulunmaktadır. Bunların devamlı olarak parmaklarını ya da başka bir yerlerini emdikleri, umursamadan kendilerini yaralayabildikleri, zaman zaman kendilerine ve etrafındakilere karşı saldırgan olabildikleri saptanır. Bu yavruların genellikle çok ses çıkarmadıkları, ya da hırlamaya, ulumaya benzeyen seslerin ardındaki motiflerin pek sezinlenemediği belirtilmiştir. Araştırıcı bu bulduklarını, uzun süre hastahanelerde, bakımevlerinde kalan çocukların gösterdikleri davranış bozuklukları ile oranlayarak aralarındaki önemli benzerliği göstermiştir. Ve ayrıyeten bu yalıtılmış maymunlardaki bulguların, çevresiyle çok bağlantı kuramayan otizm hastası çocuklardaki bulgulara çok benzediği söylenebilir.[3]

İnsanlar birbirine olan güvenini göstermek, geliştirmek için birçok oyun ve etkinte  bulunurlar. Bir erkek masanın üstüne çıkar, sırtını döner ve onu tutacak olan arkadaşlarının kollarına doğru kendisini bırakır. Ya da bir kadın, her biri bir mayını temsil eden çeşitli nesnelerin sağa sola serpiştirildiği açık bir alanda gözleri bağlı oyun arkadaşını talimatlar vererek yönlendirir. Güven geliştirme oyunları, bir başkasına inanmayı gerektirir ve oynayanları sıra ile ortaklık kurmaya hazırladığı için bireyler arasındaki engelleri ortadan kaldırır. Susan Perry, Kosta Rika’daki kapuçin maymunlarının oynadığı güven oyunlarını incelemiştir. Bu oyunlardan ilki “el koklamaca” oyunudur. İki maymun bir dalın üzerinde karşılıklı oturur ve parmaklarından birini birbirlerinin burun deliklerine, ilk boğum yeri gözükmeyecek seviyeye ulaşana kadar sokarlar. Birbirlerine yavaşça üstünlük kurarken oyunlarına devam ederler. Normalde hiperaktif olan bu maymunlar, el koklamaca oyununu oynarken gruptan ayrı bir yere oturur ve yarım saatten bir saate varıncaya dek yalnızca oyunlarına odaklanırlar. Çok daha ilginç olan ikinci oyun “göz ovuşturmaca” dır. Maymunlardan biri diğer arkadaşının göz kapağı ile göz küresi arasına parmağının neredeyse tamamını yerleştirir. Maymunların parmakları genellikle ince olur, fakat gözleri ve burunlarıyla oranladığımız zaman bizimkilerden çok da küçük sayılmazlar ayrıca içleri kesinlikle temiz olmayan tırnakları da olduğu için, bu davranış korneaya zarar verebilir ya da enfeksiyona yol açabilir. Oyuna bir kere başladıktan sonra eşlerden biri gözü ovuşturulurken diğerinin burun deliğine parmak atana kadar her ikisi de duruşlarını uzun bir süre muhafaza ederler. Bu tuhaf oyunların hangi amaca hizmet ettiği açık değildir, ancak ileri sürülen görüşler maymunların aralarındaki bağlılığı sınadıkları yönündedir. Bu oyunlar esnasında maymunların birbirlerine iletir gibi göründükleri mesajların – insanların kendilerini başkalarının kollarına bırakmasına benzer şekilde – aslında birbirlerini ne kadar tanıdıklarına ve birbirlerine olan inançlarına dayandığı düşünülür.[4]

Bu yazıda verdiğim örnekler – yapılan deneylerin ve doğada görülen durumların çok küçük bir parçası olsa da – insanlara hayvanların da kendi aralarında bir ahlak anlayışına, duygu ve empatiye sahip olduklarını gösterir. Bu bilgilerle kendi kökenimizde bu özelliklerin nasıl ortaya çıktığını ve hayvanlardan yararlanırken nasıl bir tutum izlememiz gerektiğini kavrayabiliriz.

Kaynaklar

  1. Hauser M. D. ve Juhasz V. (2000). Morals, Apes, and Us
  2. Cheney D. L. ve Seyfarth R. M. (1992). How Monkeys See the World: Inside the Mind of Another Species
  3. Teber S. (1975). Davranışlarımızın Köken
  4. Frans De Waal (2014). Empati Çağı
  5. Frans De Waal (2014). Bonobo ve Ateist
  6. Hauser M. D. (2006). Moral Minds

Reklamlar

Soru, Görüş ve Eleştirileriniz: (Uygunsuz İçerikler Kaldırılacaktır)

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s