İnanca Sinirbilimsel Yaklaşım

İnanca Sinirbilimsel Yaklaşım

Yazarlar: Emre Yorgancıgil (Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi)

Beyin haritalama tekniklerine sahip olan modern sinirbilimin, dinine aldırmaksızın tüm insanları spritüel deneyimlere açan ortak bir öze sahip olabileceği fikri büyüleyicidir. Ele alınan konu ruhanî deneyimlerin ve ruhani düşüncelerin, kısacası spritüalitenin sinir sistemi üzerindeki izdüşümleridir.

Resim1

İnanç:

  1. Genel olarak, bir şeyin ya da kimsenin varlığına, bir iddianın doğruluğuna inanma, birisi için güven besleme durumu.
  2. Yine genel bir çerçeve içinde, özü itibariyle temsili bir karaktere sahip olup, bir önermeyi kendine içerik olarak alan, ama son çözümlemede iradi davranışın kontrolü altında bulunan zihin hali (Cevizci, Paradigma Felsefe Sözlüğü.)

Yukarıda basit bir tanımı yapılan “inanç” olgusu şu ana kadar hep felsefi, psikolojik ve sosyolojik bakış açılarıyla incelendi. Son yıllarda yapılan çalışmalar sonucunda ise inancın da tıpkı diğer yüksek beyin fonksiyonları gibi serebral korteksin frontal lobunda gerçekleşen bir düşünce süreci olduğu anlaşıldı. Şimdi biliyoruz ki, gördüklerimizin nasıl beyinde bir izahı varsa, Tanrı’ya ait inançlarımızın da beyinde bir izahı olacaktır. Beyin haritalama tekniklerine sahip olan modern sinirbilimin, dinine aldırmaksızın tüm insanları spiritüel deneyimlere açan ortak bir öze sahip olabileceği fikri büyüleyicidir. Ele alınan konu ruhani deneyimlerin ve ruhani düşüncelerin, kısacası spiritüalitenin sinir sistemi üzerindeki izdüşümleridir.

                                                             .Resim2Resim3

Beyinde İnancı Aramak

Memelilerde evrimsel açıdan en gelişmiş yapı olan serebral korteksin frontal lobu, organize düşünme süreçlerinin gerçekleştiği yerdir. Frontal lobun fMRI teknikleriyle incelenmesi sonucunda, inanma ve inanmama süreçleri sırasında MPFC (Medial PreFrontal Cortex) kısmında aktivite artışı saptanmıştır (Raichle, 2001.) Bir başka çalışmada ise, Tanrı ve Bakire Meryem gibi dinsel ifadelerin MPFC alanını uyardığı saptanmıştır (Harris & Kaplan, 2010.) İnancın organize biçim aldığı dinsel düşünce süreçlerinde ise serebral korteksin anterior insula kısmında aktivite artışı saptanmıştır (Harris&Kaplan, 2010.) İnsulanın acı hissi, başkasının acısına empati duyma ve iğrenme gibi süreçlerde de rol aldığı bilinmektedir. Bu farklı süreçlerin birlikte gerçekleşmesi, inancın doğasını daha iyi anlamamız açısından önemli bir nokta olabilir.

İnanç Maddesi: Dopamin

Beyindeki en önemli nörotransmitterlerden biri olan dopamin haz, motivasyon ve ödül sistemlerinde etkin rol oynar. Dopamin miktarı normalin üstünde olan insanlar, tesadüflerde anlam aramaya, günlük hayatta var olmayan kalıplar bulmaya ve anlam çıkarmaya daha yatkındır (Brugger & Mohr, 2010.) Beyinlerindeki dopamin aktivitesi anormal düzeyde olan şizofreni hastalarının da günlük hayatta kalıplar bulmaya yatkın olması bu durumu destekler nitelikte olabilir. Ayrıca dopaminerjik aktivitenin kumar, alkol, madde bağımlığında anormal düzeylere çıkması, inancın dinsel fanatizm boyutlarını açıklamak için ipucu olabilir.

İnanç Genleri

İnancın genetik dayanakları olabileceğine yönelik tahminler, büyük ölçüde kanıtlanmıştır. Ayrı yerlerde yetiştirilmiş 53 tek yumurta ve 31 çift yumurta ikizi üzerinde yapılan çalışmalar sonucu, dinsel tutumların %41-47 oranında genetik kaynaklı olduğu bulunmuştur (Waller & Bouchard, 1990.) Daha geniş kapsamlı ikiz çalışmalarında da benzer sonuçlara ulaşılmıştır. Genetik temelin daha ayrıntılı biçimde incelenmesi sonucunda, dopamin ilişkili DRD4 ve VMAT2 genlerinin farklı sayıda kopyalarının bulunmasının kişinin maneviyat düzeyini etkilediği psikolojik testlerle gösterilmiştir (Comings & David, 2000; Hamer, 2005.) Sadece bu iki genin inanç olgusunu açıklamaya yetmeyeceği, bütün diğer bilişsel süreçler gibi inancın da çok sayıda genin ortak etkileşimi sonucu ortaya çıktığı düşünülmektedir.

Anormal Durumlar: GastautGeschwind Sendromu, Temporal Lob Epilepsisi

Geschwind Sendromu, beyindeki temporal lobda elektriksel sinyallerin bozulması sonucu gelişen epilepsi haliyle karakterizedir. TLE (Temporal Lob Epilepsisi) nöbetleri sırasında bilişsel fonksiyonlar değişime uğrar; hipergrafi (aşırı yazı yazma), aşırı dinsel düşünceler, işitsel sanrılar gibi anormal bulgular ortaya çıkar (Geschwind & Waxman, 1975.) Yakın tarihli çalışmalar, TLE hastalarında dinselliğin nöbetlerle uyumlu biçimde artarak yaşandığını göstermektedir (Trimble & Freeman, 2006.)

Ünlü sinirbilimci Ramachandran, sempatik sinir sistemi aktivitesini saptayan GSR (Galvanic Skin Response) metodunu kullanarak, aşırı dinsellik yaşayan TLE hastalarını incelemiştir. Yapılan deney sonucunda; aşırı dinsellik durumundaki TLE hastalarının dinle ilgilili kelimelere artmış duygusal tepki, nötral sözcüklere normal düzeyde duygusal tepki, cinsellikle ilgili kelimelere ise azalmış düzeyde duygusal tepki verdiği görülmüştür (Ramachandran & Blakeslee, Phantoms in the Brain, 1998.) 13 yaşından itibaren Tanrı’dan gelen sesler duyduğunu, Mikail ve Cebrail’le konuştuğunu iddia eden Jean D’Arc’ın sahip olduğu bu aşkın dinsel esinle, insanları etkileyip daha 16 yaşındayken Yüzyıl Savaşları’nda önemli bir rol alması, TLE’nin çok çarpıcı bir göstergesi olabileceğine dair çalışmalar vardır (d’Orsi, Tinuper, 2006.)

Yaratıcılık süreçleri dalgalanmalar gösteren yazar, şair ve bir çok sanatçının TLE nöbetleri geçirmiş olabileceği düşünülmektedir. İnsan uygarlığında oldukça önemli yere sahip olan dinsel önderlerin de işitsel sanrılar, aniden ortaya çıkan yaratıcılık, ani kişilik değişimleri gibi özelliklere sahip olması ilginç bir noktadır.

Resim4

Resim5

Sonuç

İnanç olgusunun, dinsel düşüncenin egemenliğinden alınıp bilimsel yöntemlerle incelenmeye başlanması çok önemli bir gelişmedir. Evrenin en karmaşık nesnesi olduğu düşünülen insan beyni, serebral kortekste gerçekleştirdiği bilişsel faaliyetlerle bütün düşünsel dünyamızı oluşturmaktadır. Yüzyıllardır süregelen bütün dinsel-metafiziksel aşkınlık iddialarına rağmen, inanç olgusu da tıpkı karar vermek, pişman olmak, mutlu olmak gibi serebral korteks fonksiyonlarının olağan bir sonucudur. 21. yy’da teknolojik olanaklarımız arttıkça, beynimizi daha iyi tanıyacağız. Beynimizi daha çok tanıdıkça da insan olmanın ne demek olduğuna dair yeni cevaplar vereceğiz. Eşsiz bir yolculuk bizleri bekliyor.

Not: Bu makale, yazarın izni ile orijinal kaynağından alınmış ve yayımlanmıştır.

Reklamlar

One response to “İnanca Sinirbilimsel Yaklaşım

Soru, Görüş ve Eleştirileriniz: (Uygunsuz İçerikler Kaldırılacaktır)

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s