Evrimsel Tıp Bireye Özgü Tıbbın Geleceğini Nasıl Şekillendirebilir?

Evrimsel Tıp Bireye Özgü Tıbbın Geleceğini Nasıl Şekillendirebilir?

Yazarlar: Necdet Ersöz (Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, Evrimsel Tıp Ekibi)

personalized20medicine

Evrimsel tıp, bireylerin sahip olduğu varyasyonların nesiller boyunca evrim mekanizmaları yoluyla aktarımı sürecinde evrimleşmeye neden olduğu şeklindeki Darwinci bir prensibe dayanmaktadır. Bu mekanizmalar yönlü (direksiyonel) veya yönlü olmayan (non-direksiyonel) olabilir. Yönlü mekanizmalara örnek olarak mutasyon ve doğal seleksiyon; yönlü olmayan mekanizmalara örnek olarak da gen akışı, aynı soydan çiftleştirme, genetik sürüklenme ve sınıflandırıcı eşleşme verilebilir.1 Evrimsel tıp, insan popülasyonları ve hastalıklar arasındaki ilişki hakkındaki anlayışımıza yeni bir perspektif getirdiği için bireye özgü tıp uygulamalarına yardımcı olabilir. Evrimsel tıp ayrıca insan vücudunun hangi hastalığa neden yatkın olduğuna ve hastalıkların kökenine dair ıraksak sorular da sormaktadır. Bu yeni yaklaşım, bireye özgü tıp tedavileri için yeni bir uygulama sahası oluşturmaktadır.

Darwinci prensibin özü, her bireyin, bir diğer bireyden farklı olduğuna ve insan popülasyonlarını çeşitli kategoriler altında sınıflandırmanın, yalnızca sınıflandırma biliminde olduğu gibi bazı spesifik pratik amaçlar için insan zihni tarafından inşa edilmiş olduğuna dayanmaktadır.2 Evrimsel tıp açısından bunun anlamı, tüm insanlar için aynı tedavi yöntemlerinin aynı sonuçları vermeyeceği gerçeğidir. Bu nedenle tıbbî müdahale, kişiselleştirilmeli ve bireye özgü olmalıdır. Bu prensip, basit olarak kan gruplarının kullanıldığı orak hücre anemisi, talasemi gibi hemoglobinopati ve fenilketonüri benzeri metabolik problemler gibi bazı spesifik genetik bozuklukların teşhisinin yapıldığı rutin tıbbî pratiklerde gözlenebilmektedir. Ancak gen sekanslama ve proteomik çalışmalarının var olmasıyla birlikte, tedavilerin ve tanı yöntemlerinin kişiselleştirilmesi çalışmalarının gelecekte başarıya ulaşması öngörülmektedir. Spesifik tedaviler her bireye özel olarak tasarlanabilir ve bu tedavi, hastalığın sağaltımında genetik ve epigenetik karakterin kullanılmasıyla maksimum verim sağlayabilir.

Mutasyonlar Kaçınılmazdır, Tedavi Edilmelidir

DNA molekülünün kimyasal kararsızlığıyla birlikte, DNA molekülünde mutasyonların meydana gelmesi kaçınılmazdır. Geçmişte doğal seleksiyonun var olduğu koşullarda3, birçok zararlı mutasyon, hemen hemen meydana geldikleri anda gen havuzundan silinmiştir. Şu anda ve gelecekte öngörüldüğü ölçüde, önemli ölçüde doğal seleksiyonun etkisinin zayıfladığı durumlarda zararlı mutasyonların insan gen havuzunda birikebileceği tartışılmaktadır.4, 5 Sayısız mutasyonun insan popülasyonlarının gen havuzunda oranını gitgide artırdığı söylenmektedir.6 Mutasyonların sayısında ve çeşitliliğinde meydana gelen bu artış da tıbbî tanı ve tedavi yöntemlerinde önemli derecede probleme neden olmaktadır. İnsan genetik materyalinin “saflaştırılmasının” hedeflenmesi anlamına gelen öjenik, 20. Yüzyılla birlikte iyice etkisi kaybetmiş olmakla birlikte; sadece insan fizyolojisinin, immünolojisinin, anatomisinin zararlı mutasyonlarla olumsuz yönde değiştiğinin kabul edilmesi ve tıbbî problemlere hastalığa özgü tedaviler gerektiğinin anlaşılmasıyla etik açıdan kabul edilebilir olacaktır. Mutasyonların, genetik materyalde rastgele değişiklikler yapmasından ötürü, mutasyonların en önemli zararı olarak vücut hücrelerinin sağlıklı bütünlüğünün olumsuz yönde bozulması gösterilebilir.7 Bu durum, gelecekteki bireye özgü tıp uygulamalarının, sağlığa zararlı mutasyonların yaptığı değişikliklerin tespit edilmesi ve genetik materyaldeki varyantların belirlenmesi açısından önemini artırmaktadır.

Bireyler İmmünolojik Olarak Benzersizdir

İmmün sistemimiz, ontojenimizin (gelişimimizin) erken evrelerinde uyarılara tepki göstermektedir. Bebekler ve çocuklar bu süreçte, pek çok çevresel etkenle karşı karşıya kalırlar ve onların immün sistemleri bu etkenlere nasıl tepki vereceğini adeta “öğrenir”. Dünya popülasyonlarının artık uyum sağlamakta zorlandığı “şehirsel çevre” şartlarında, bebek ve çocukların karşılaştığı bu şartların meydana getirdiği antijenler çok kısa süre içerisinde değişmektedir. Örneğin vücut içi ve vücut dışı parazitler hijyenik yöntemlerle yok edilmekte, aynı zamanda birçok endüstriyel süreçlerle elde edilen birçok kimyasal, vücutla tanıştırılmaktadır.8 Bunlarla beraber ulaşım olanaklarının çok gelişmesi nedeniyle pek çok insan, kendi vücudunun uyum sağlamamış olduğu yerleşim bölgelerine gitmekte, bu gezi ve ulaşım süreçlerinde yerli bölge insanlarının ve ortamının antijenlerinden insanların immün sistemleri etkilenmektedir. Her bir bireyin immünolojik geçmişi farklıdır, bu nedenle de her birey kendine özgü bir immün sisteme sahiptir. İmmün sistemimizin nesilden nesle evrimleşmesine rağmen, immün sistemimiz “geleneksel” çevreye karşı büyük bir oranda adaptasyon içermekte ve bireysel yaşamımızda bizim evrimleştirdiğimiz bu adaptasyonlar, yeni ortamlara karşı yetersiz kalabilmektedir. Bu durum, örneğin, alerjilere ve hiperimmün cevaplara özellikle yerleşim bölgesinin değişmesine paralel olarak ya da iş şartlarının değişmesiyle birlikte, neden olmaktadır. Bireylerin immün yanıt geliştirmekteki çeşitliliği nedeniyle, tüm bireyler aynı hastalığı aynı derecede ağır geçirmemekte; bu durum da hastaların bireye özgü tıp yaklaşımıyla tedavi edilmesi gerekliliğini ortaya çıkarmaktadır.

Dejeneratif Hastalıklar

Dejeneratif kronik hastalıklar, ölüm sebepleri listesinde son yıllarda en başa yerleşmiş ve bulaşıcı hastalıkları geçmiştir.9 Bu dejeneratif hastalıklar arasında en belirgin olanları, dolaşım sistemiyle olanlar, osteoartrit ve merkezî sinir sistemi bozukluklarıdır. Vücutta anormal büyüyen tümör gibi oluşumlar da ayrı birer problemdir. Şu anda dolaşım sisteminin ciddi problemleri, neoplazmalar (anormal büyüyen oluşum) ve osteoartritler cerrahî müdahalelerle tedavi edilmektedir. Bu operasyonlar sırasında kan damarlarının genişletilmesi, değiştirilmesi, tümörlerin alınması, eklem nakilleri, mekanik stabilizasyon (spinal füzyon) gibi işlemler yapılmaktadır. Merkezî sinir sisteminde nöron kaybı ise muhtemelen gelecekte kök hücreler kullanılarak tedavi edilecektir. Beyin fonksiyonlarının ve duyu organlarının gelişimi ise beyin-makine etkileşimleriyle sağlanacaktır.10 Basit olarak, duyu organları için böyle bir makine geliştirilmesi hâlihazırda mümkündür (koklear implant ve oküler protez gibi). Bunlarla birlikte beyin-makine etkileşimleri üzerine şu anda yapılan araştırmalar çoğunlukla motor kontrol11 ve sinir sistemi parenkiması arabirimi10 alanları üzerinedir. Her birey farklı bir geçmişe sahiptir ve bu nedenle farklı şekillerde dejeneratif hastalıklara maruz kalma eğilimi gösterir.

Dejeneratif hastalıkların kimyasal metotlarla tedavileri ise yalnızca kısmî olarak başarılıdır. Kimyasal terapi yöntemleri, her bir kimyasalın bir hastalığa ya da bireye özgü olarak kişiselleştirilmesi açısından gelecek çalışmaları beklemektedir. Bu bireye özgü kimyasalların, bireyin eşsiz immün sisteminin vereceği yanıta koordine olması ve istenen anatomik lokasyona kesin bir ulaşımın nanoteknolojik çalışmalar vasıtasıyla söz konusu olması, bireye özgü tıp yöntemlerinin dejeneratif hastalıklarda kimyasal kullanımı konusunda bireylerin farklılığını ön plana çıkarmaktadır.12 Her iki durumda da tedaviler bireye özgü olmalı, bireyin immünolojik cevaplarını ve anatomik varyasyonlarını göz önünde bulundurmalıdır.

Bireysel Üreme Gereksinimleri

Doğal seleksiyonun eleme gücünün zayıfladığı noktada ve yaşam koşullarının modernleşmesiyle birlikte, infertilite bir problem olarak karşımıza çıkmaktadır. Günümüz şartları içerisinde kadınlar, genellikle doğum yapma işlemini ertelemekte, iş ve kariyer fırsatlarını ön planda tutmaktadırlar. 20. Yüzyılda istenmeyen bebek sahibi olmanın ve doğumun önlenmesinde sıklıkla kullanılan doğum kontrolü metotları, önemi artırmıştır. Ayrıca bu metotlar sayesinde çocuk sahibi olamayan bireylerin çocuk sahibi olması da sağlanmıştır. Çocuk sahibi olmak her bireyin hakkıdır. Bu yüzden bireylerin üreme başarısını artırmaya yönelik çalışmalar yapmak, tıbbın önemli bir kolunu oluşturmaktadır. Çocuk sahibi olmak,  özellikle kompleks hamilelik ve annelik süreçleriyle olmak, belki de insanoğlunun en özel ve samimi çabalarındandır. Her birey yalnızca biyolojik ve genetik özellikle bakımından değil, ayrıca psikolojik olarak da farklı olup bireye özgü tıp uygulamaları içerisinde bu yaklaşım, bireylerin üreme başarılarının artırılmasında kullanılmalıdır.

Gelecek İçin Bir Endişe

Belirli bir hastalığa sahip hastaya bireye özgü tıp uygulamalarıyla yardım etmek, bu hastalığın nesilden nesle yayılımını engellemekte yetersiz kalabilir. Bu uygulamalar kesinlikle desteklenmeli, ancak bir şekilde bu uygulamanın gelecek sonuçları bilinmemektedir. Artık biz insan vücudunun dengeli, sağlıklı koşullarını doğa bir şekilde sağlar diye doğaya güvenemeyiz, ayrıca mutasyona uğramamış normal ya da düzenlediğimiz sağlıklı genlerin nesilden nesle korunacağına garanti veremeyiz. Gerçekte, yalnızca bireysel olarak hastalar vardır ve onların varoluşu gelecek insan koşullarını tanımlayacaktır. Bu kesin olarak evrimsel tıbbın gelecekteki bireye özgü tıbba tamamlayıcı bir yaklaşım olması ve bireye özgü tıbbın gelişiminde yararlı olduğunu kanıtlayabilen bir durumdur.

Referanslar

  1. Wright S. Classification of the factors of evolution. Cold Spring Harbor Symp. Quant. Biol.20,16–24 (1955).
  2. Henneberg M. Two interpretations of human evolution: essentialism and Darwinism.Anthropological Rev.72,66–80 (2009).
  3. Henneberg M. Reproductive possibilities and estimations of the biological dynamics of earlier human populations. Hum. Evol.5,41–48 (1976).
  4. Stephan C, Henneberg M. Medicine may be reducing the human capacity to survive. Hypotheses57,633–637 (2001).
  5. Saniotis A, Henneberg M. Medicine could be constructing human bodies in the future. Hypotheses77(4),560–564 (2011).
  6. Hawks J, Wang ET, Cochran GM, Harpending HC, Moyzis RK. Recent acceleration of human adaptive evolution. Natl Acad. Sci. USA104(52),20753–20758 (2007).
  7. Brace CL. The probable mutation effect.American Naturalist98,453–455 (1964).
  8. Weinstock JV, Summers R, Elliott DE. Helminths and harmony.Gut53(1),7–9 (2004).
  9. Omran AR. The epidemiologic transition theory: a preliminary update. Trop. Pediatr.29,305–316 (1983).
  10. Rodolfo L, Makarov VA. Brain–machine interface via a neurovascular approach. In:Converging Technologies for Improving Human Performance: Nanotechnology, Biotechnology, Information Technology and Cognitive Science. Roco MC, Bainbridge WS (Eds). Kluwer Academic Press, Dordrecht, The Netherlands, 244–251 (2003).
  11. Friehs GM, Vasilios A, Zerris CL, Ojakangas M, Fellows R, Donoghue JP. Brain–machine and brain–computer interfaces.Stroke35,2702–2705 (2004).
  12. Coventry BJ, Ashdown ML, Quinn MA, Markovic SN, Yatomi-Clarke SL, Robinson AP. CRP identifies homeostatic immune oscillations in cancer patients: a potential treatment targeting tool? Transl. Med.30(7),102 (2009).

Kaynak:

http://www.medscape.com/viewarticle/759999

Reklamlar

2 responses to “Evrimsel Tıp Bireye Özgü Tıbbın Geleceğini Nasıl Şekillendirebilir?

  1. Geri bildirim: Kanserin Evrimi | Evrimsel Tıp·

  2. Geri bildirim: Evrimin Işığını Tıbba Yöneltmek: Tıp Literatürü ve Evrim | Evrimsel Tıp·

Soru, Görüş ve Eleştirileriniz: (Uygunsuz İçerikler Kaldırılacaktır)

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s